🟫Talip Öztürk Hakkında

✍️ Akın Öztürk’ün Sunuşu

Benim için Talip Öztürk önce bir amcaydı; ailemizin sevilen bir büyüğüydü.
Zamanla, onunla aynı saflarda yürürken, onu yalnızca bir akraba değil, bir yoldaş, bir dava arkadaşı olarak da tanıdım.
Onu anarken hissettiğim bu iki bağ – aile ve yoldaşlık – bu satırları kaleme almamın asıl nedenidir.

Talip Öztürk, insana ve emeğe duyduğu derin saygıyı hayatının her alanında gösteren biriydi.
Sadelik, alçakgönüllülük, paylaşımcılık ve dürüstlük onun en belirgin özelliklerindendi.
Onun için insana duyulan sevgi ile mücadeleye duyulan inanç birbirinden ayrılmazdı.

Ama Talip Öztürk yalnız değildi.
Onun önderliği, birlikte yürüdüğü bir kuşağın kolektif çabasıyla anlam kazandı.
Birlik ve Dayanışma, yalnızca bir kişinin değil; dönemin en birikimli, en yetkin kadrolarının omuz omuza verdiği bir hareketti.
Talip bu hareketin yığın önderiydi; fakat gücünü yalnızca kişisel niteliklerinden değil, doğru bir yoldan, doğru bir davadan ve doğru bir kadrodan aldı.
Birlik ve Dayanışma kısa sürede büyüyüp kitlelere mal olduysa, bu hem yolun doğruluğundan hem de kolektif kadroların gücünden kaynaklanıyordu.

1970’lerin sonu, ülkemizde faşist saldırıların, baskıların ve katliamların arttığı karanlık bir dönemdi: Çorum, Maraş, Malatya…
Sadece sokaklar değil, öğretmen örgütleri de ağır baskılar altındaydı.
Tam da bu dönemde Talip Öztürk, TÖB-DER İstanbul Şube Başkanı olarak öğretmenlerin birliğini ve dayanışmasını savundu.
Sudan sebeplerle görevden alınmasına rağmen, mücadelenin simgesi haline geldi.
Çünkü asıl gücü, kitleleri birleştirmesinden ve umut vermesinden geliyordu.

Bugün bazı kalemler Birlik ve Dayanışma’nın mücadelesini çarpıtmaya, Talip Öztürk’ün değerini küçültmeye çalışıyor.
Oysa hakikat ortadadır: 1976–79’un ağır baskı koşullarında, işçi sınıfının sınıf çizgisini öğretmenlere taşıyabilmek, işçi sınıfının öncülüğünü savunabilmek kolay değildi.
Talip Öztürk ve onunla birlikte yürüyen kadrolar bu görevi üstlendiler ve ağır bedeller ödediler.

Talip Öztürk’ü anmak, tek başına bir kişiyi yüceltmek değildir.
Onu anmak, aynı zamanda bir kuşağın ortak mirasını sahiplenmek, bize emanet edilen davayı çarpıtmadan, eğip bükmeden geleceğe taşımaktır.
O kuşak bize yalnızca bir isim değil; bir yol, bir dava, bir direniş miras bıraktı.

Talip Öztürk’ün yaşamı bizlere şunu gösterdi:
Önemli olan uzun yaşamak değil, anlamlı yaşamaktır.
O, emeğin, dayanışmanın ve özgürlük arayışının anlamını kendi hayatıyla öğretti.
Bizim için geriye bıraktığı miras, yalnızca bir kişinin değil, bir kuşağın ortak ışığıdır.
Bu ışık öğretmenlerin, işçilerin ve emekçilerin yolunu aydınlatmaya devam edecektir.

Benim için o, yaşamımın bir döneminde önce amcam sonra yoldaşım oldu;
ama bugün, bütün bir kuşağın emanetiyle birlikte, artık önce yoldaşım sonra amcamdır.

Talip Öztürk’ün yaşam öyküsü, yalnızca bir kişinin değil, bir kuşağın mücadelelerle dolu yaşam öyküsüdür.

📜 Kısa Biyografi

  • 1947 – Erzurum doğumlu. On çocuklu bir ailenin sekizinci çocuğu.
  • 1965’te öğretmen okulunu, 1967’de Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi.
  • İlk görev yeri Simav Çiftgöl Ortaokulu; ardından İstanbul Güngören Ortaokulu.
  • TÖS ve ardından TÖB-DER içinde aktif görev aldı; 1975’te Birlik ve Dayanışma Grubu’nun kuruluşuna katıldı.
  • 1976’da TÖB-DER İstanbul Şube Başkanı seçildi; aynı yıl Türkiye Komünist Partisi’ne üye oldu.
  • 16 Kasım 1979’da, okul çıkışında paramiliter faşist çetelerce katledildi.
  • Cenazesi on binlerin omuzlarında taşındı; anısı bugün de sınıf mücadelesinin canlı bir parçasıdır.

✍️ Anılarda Talip Öztürk

🟫 Talip’in Komünist Kişiliği

🔸 Süleyman Şahin’in Anlatısından

“Talip dediğim zaman ne düşünüyorum?”
Gerçekten komünist olmakla, komünist etiketini taşımak arasındaki farkı düşünüyorum. Talip’te etiket sahibi olmak değil, gerçekten olmak, onun prototipini görüyorum. Komünist kişilik, komünist kadro üzerine çok düşündüm. Bunu birkaç maddede özetlersem:

  1. Kendini davaya, yüce ideallere sınırsız şekilde adamış olmak — bütün varlığını, birikimini bu uğurda harcamak.
  2. Sınırsız cesaret.
  3. Sınırsız özveri.
  4. Lenin’in “proleter alçakgönüllülüğü” dediği o sahici alçakgönüllülük: Herkesle — çocukla, gençle, yaşlıyla, eğitimliyle, eğitimsizle — doğal, içten ilişki kurabilme yeteneği.

Talip’te gördüğüm büyüklük, başkalarını ezmeyen bir büyüklüktü. İşçiden aydına, öğretmenden köylüye herkes onu “bizden biri” olarak hissederdi. Tıpkı işçilerin Lenin’e “Bizim İlyiç” demeleri gibi, Talip de “bizim Talip”ti.


🔸 Selami Kıymaç’ın Anlatısından

Talip’in insani tarafı, babacanlığı her şeyin önündeydi. O davranırdı, yaşardı, yaşarken öğretirdi. Benim çocuğuma ilk oyuncağı getiren Talip’ti. O öldüğünde ağlayan benim küçücük çocuğumdu — “Talip amcam öldü, babam öldü,” diye.

Talip, konuşmaktan çok yaşardı; yürürken öğretirdi. Komünist olmak buysa, o gerçekten komünistti. Birlik ve Dayanışma hareketinin Mehmet Çakmak’la birlikte en özverili iki önderiydi.

Birlik ve Dayanışma’nın Diyarbakır’daki Ürün Kitabevi çalışmalarında, rahmetli Mehmet Çakmak’ın vurulduğu gün Talip halkı ayağa kaldırdı, Türkçe ve Kürtçe ant içildi. Bu, o dönemin en güçlü sahiplenme anlarından biriydi.


🟨 Çocuk Gözünden Talip

🔸 Pınar Şahin’in (Süleyman Şahin’in Kızı) Anlatısından

Evimiz her zaman kalabalıktı. Babamın dostları, arkadaşları ve yoldaşlarıyla dolu bir evde büyüdüm. O insanlardan biri de Talip Amcamdı. Salonda gece yarısı yapılan konuşmaların ciddiyetini çocuk aklımla anlamasam da, onun odaya girişiyle her şeyin bir anda aydınlandığını hatırlıyorum. Sigara dumanını camdan kovar, “Pınar da aramıza katıldı,” derdi.

Bir gün Kızılay’da beni üzüntülü görüp bir oyuncakçıya götürdü. Raflardaki sarı saçlı bebekleri değil, yöresel kıyafetli bir köylü kızı bebeği seçtim. Talip Amcam gururla “Benim farklı bir yeğenim var,” dedi. O gün içimdeki asi, özgür ruhun doğduğunu sonradan anladım.

Sonra bir gün “Talip’i kurşunladılar” sözünü duydum. Kurşunlanmanın ne olduğunu bilmesem de, artık onun olmadığını hissettim. Köylü kızı bebeğime sarılıp ağladım. O benim ilk kaybımdı, ilk ölümüm. O günden sonra geceleri salona gitmedim — çocuk sevincimi kaybettim.

“Bu dünya, çocukları sevenlerin kurşunlanmadığı bir dünya olmalı.”

— Pınar Şahin, 15 Kasım 2016 (Kaybının 37. yılı, Ören)


📚 Talip Öztürk’ün Davası

“O ve onun gibi öğretmenler, bu ülkenin yazgısını değiştirmek için yaşadılar.
Emperyalizme, sınıfsal sömürüye, cehalete ve korkuya karşı mücadele ettiler.
Bilime, akla ve özgür insan inancına dayanan demokratik bir eğitim için savaştılar.”

«İlerici insanlık, savaşsız sömürüsüz barış içinde bir dünya istiyor. Emeğin ve özgürlüğün bu yeni dünyası bir gün mutlaka kurulacaktır. Biz buna inanıyor, bunun için mücadele ediyoruz.»

Talip Öztürk (Kubilay’ı anma konuşmasından)


🔴 Son Söz

“Kanlı kızıl mermere kazıdık senin adını

Talip Öztürk, yalnız geçmişin bir adı değil; bugünün ve yarının emek mücadelesinde yaşayan bir bilinçtir.
Onun yaşamı, Birlik ve Dayanışma’nın tarihsel yürüyüşünde ömürlük bir iz bırakmıştır.

“İşçi Sınıfının Tarihsel Öz Görevinde
Birlik ve Dayanışma
Yolumuz İşçi Sınıfının Yoludur”