🟥Hakkımda

📘 Hakkımda

Akın Öztürk – Kısa Yaşam Öyküsü

Ben Akın Öztürk.
Gençlik yıllarımdan beri, yani 16 yaşımdan itibaren, emeğin, adaletin ve özgürlüğün dünyasına inandım.
İlerici Liseliler Derneği (İLD) ve İlerici Gençler Derneği (İGD) saflarında başladığım politik mücadele, benim için yalnızca bir dönemsel heyecan değil, yaşamımın yönünü belirleyen bir yolculuktu.

1980 öncesinde Haber-Der’de aktif görev aldım; örgütlü mücadelenin, dayanışmanın ve fedakârlığın gerçek anlamını o yıllarda öğrendim.
12 Eylül darbesinin yarattığı baskı ortamına rağmen politik çizgimden sapmadım.

PTT’de on yıl teknik kadroda çalıştım.
1985’te TKP korsan yayın davasından yargılandım; beraat edene kadar üç yıl açığa alındım.
Bu süreçte, bir grup arkadaşla birlikte bugünkü Tüm Haber-Sen’in öncülü olan PTTÇAYAD’ın kurucu ekibinde yer aldım.
Bu yalnızca bir sendikal girişim değil, susturulmak istenen işçi sesinin yeniden örgütlenmesiydi.

1990’da PTT’den ayrılıp kendi işimi kurduğumda, bir roman bana yön verdi: Çernişevski’nin “Nasıl Yapmalı”sı.
Bu esinle, 21 yıl boyunca emek yoğunluklu, kolektif bir üretim anlayışı benimsedim.
Gelirleri ve satış kârlarını ortak bir havuzda toplayarak kazancı iş arkadaşlarımla paylaştım.
Bu sadece ekonomik bir model değil, pratik bir dayanışma deneyimiydi.

Daha sonra Kırklareli’nin Kofçaz ilçesinde ceviz yetiştiriciliği yaptım; toprağın sabrını, emeğin sürekliliğini orada öğrendim.
Ardından Ekol Teknik ve Temizlik Firması’nda on yıl, Büyükçekmece Yelken Kulübü’nde dört yıl yöneticilik yaptım.
Ekol’de Kaizen projelerinde yer aldım; teknolojinin ve bilimsel gelişmelerin işçinin hem bedensel hem zihinsel emeği üzerindeki tahakkümünü yakından gözlemledim.
Yaklaşık otuz beş yıllık emek süreci, bana modern üretim ilişkilerinin nasıl bir denetim ağına dönüştüğünü gösterdi.

Bugün emekliyim.
Ama düşünsel mücadeleye devam ediyorum.
Yazılarımda, fabrika hattından çağrı merkezine, el emeğinden algoritmaya kadar uzanan yeni sömürü biçimlerini, Marksist bir perspektifle ele alıyorum.
Çünkü biliyorum ki, kapitalizmin dönüşümünü anlamak, ona karşı direnmenin ilk adımıdır.

“Sınıfın Sesi”, bu birikimin ürünü.
Kişisel bir meraktan değil, tarihsel bir sorumluluk duygusundan doğdu.
Bu blogda emeğin, direnişin, bilincin ve umudun hikâyelerini paylaşmaya devam ediyorum.

Ve her satırda aynı inancı taşıyorum:

Sınıfın sesi, ancak birlikte yükseldiğinde gerçekten duyulur.