Yapay Zekâ, Emek ve Sınıf Yazı (Dizisi-1)
Zihin, Makine, Algoritma: Yeni Emek Biçimleri ve Sınıf Mücadelesi
Bugün sol düşünce içinde birçok çevre, artık sınıfların anlamını yitirdiğini, emek-sermaye çelişkisinin yerini kimliklere, yaşam tarzlarına ve dijital ilişkilere bıraktığını savunuyor. Hatta teknoloji geliştikçe sömürü ilişkilerinin ortadan kalktığını ve bu yüzden sınıf mücadelesinin de geçerliliğini kaybettiğini söyleyenler giderek artıyor. Oysa gerçek bunun tam tersidir.
Bugün üretim araçları tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar bilimsel ve teknolojik gelişmelerle yeniden şekilleniyor. Bu gelişmeler, sınıf mücadelesini sona erdirmiyor; aksine onu daha karmaşık hale getiriyor. Üretim sürecine yapay zekânın, otomasyonun ve dijital sistemlerin katılması, emeği ortadan kaldırmıyor. Aksine, emeği daha görünmez, daha yoğun, daha denetlenebilir bir hale getiriyor.
Bu dönüşüm yalnızca masa başında çalışanları değil, üretimin tüm alanlarındaki işçileri etkiliyor. Yazılım mühendisi kod yazarak katkı sunarken, otomotiv işçisi artık tek bir makineyle değil, aynı anda birkaç robotla ilgileniyor. Market çalışanı ise rafları kendi inisiyatifiyle değil, sistemin verdiği talimatlara göre düzenliyor. Tüm bu işçiler, farklı araçlarla ama aynı çelişki içinde çalışıyorlar: Ürettikleri değerin sahibi olmamak.
Bilişim alanında çalışan yazılım işçileri ya da veri analistleri, dışarıdan bakıldığında yüksek teknolojiyle çalışan, ayrıcalıklı bir konumda gibi görünebilir. Oysa gerçek çok farklıdır. Bu insanlar, her gün daha çok kod yazmalarına, daha çok üretmelerine rağmen, daha fazla baskı, daha fazla zaman baskısı ve daha az tatmin duygusu ile çalışıyorlar. Üstelik kendi yazdıkları sistemler ve yapay zekâ uygulamaları zamanla onların işini tehdit eder hale geliyor. Bu işçiler çoğu zaman günlerini tekrar eden görevlerle geçiriyor. Yaptıkları işin anlamını sorgulayamaz hale geliyor ve kendilerini giderek daha fazla değersiz hissediyorlar.
Üretimin mavi yakalı alanlarında çalışan işçilerin durumu da çok farklı değil. Bir otomobil fabrikasında çalışan işçi, artık yalnızca montaj yapmıyor. Aynı zamanda robotların işlemesini denetliyor, veri ekranlarını izliyor, sistem hata verdiğinde müdahale ediyor. Ama bu, onun daha özgür olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, üretimin her anı daha sıkı denetim altında gerçekleşiyor. İş yükü artıyor, mola süresi azalıyor, sorumluluk büyüyor ama hakları aynı kalıyor ya da geriliyor.
Hizmet sektöründe çalışan kurye, kasiyer ya da çağrı merkezi görevlisi de benzer biçimde dijital sistemlerin baskısı altında çalışıyor. Kuryenin hangi rotayı izleyeceğine, kasiyerin ne kadar sürede işlem yapması gerektiğine, temsilcinin müşteriye ne söyleyeceğine artık yapay zekâ destekli sistemler karar veriyor. İşçinin deneyimi, sezgisi, inisiyatifi yok sayılıyor. Yerine emirlerin geldiği bir iş düzeni kuruluyor. Bu sistem, işçiyi yalnızca verimli hale getirmiyor; aynı zamanda onu sürekli gözetleyen, ölçen, değerlendiren bir makineye bağlıyor.
Bu gelişmelerle birlikte daha çok gündeme gelen “liyakat”, “hak eden kazanır”, “yetenekli olan yükselir” gibi söylemler de gerçekleri gizlemeye hizmet ediyor. Liyakat söylemi, başarısızlığı bireyin suçu gibi gösteriyor; sistemin neden olduğu eşitsizlikleri görünmez kılıyor. Herkesin sadece kendi başarısına odaklanması isteniyor. Böylece insanlar birlikte hareket etmeyi, dayanışmayı ve örgütlenmeyi unutur hale geliyor. Bu durum da sermaye düzeninin daha rahat işlemesini sağlıyor.
Tüm bu gelişmeler, sınıf mücadelesinin sona erdiğini değil, yeni biçimlerde sürdüğünü gösteriyor. Sınıf artık yalnızca fabrika zemininde değil; veri merkezlerinde, yazılım satırlarında, algoritmaların karar mekanizmalarında mücadele veriyor. İşçiler yalnızlaştırılmış, bölünmüş ve sessizleştirilmiş olabilir. Ama hâlâ sistemin temel taşı onlar. Onlar olmadan hiçbir şey üretilmiyor.
Marx ve Engels, makinelerin üretime katılmasıyla kapitalist toplumda yoksulluğun artacağını, ama bu makineler toplumun ortak mülkiyetine geçtiğinde emeğin özgürleşebileceğini söylemişti. Bugün yapay zekâ gibi gelişmeler bu öngörüyü yeniden gündeme getiriyor. Çünkü yapay zekâ ne doğası gereği kurtarıcıdır, ne de mutlak bir tehdit. Onu hangi sınıfın denetlediği belirleyicidir.
Bu yazı dizisinde, sınıfın ortadan kalkmadığını ama biçim değiştirdiğini, teknolojik gelişmelerin sömürüyü ortadan kaldırmadığını ama yeniden biçimlendirdiğini ve sınıf mücadelesinin hâlâ geçerli olduğunu anlatmaya çalışacağım. Çünkü bugünün teknolojik dünyasında, sınıfın değeri azalmadı. Sadece şekli değişti. Ve mücadele, yeni araçlarla, yeni alanlarda ama aynı tarihsel haklılıkla devam ediyor.
Bir Sonraki Yazımız:
Kodlayanlar ve Kodlananlar: Yapay Zekâ Çağında Üretici Güçler ve Üretim İlişkileri
Zihinsel emeğin dönüşümünü ele aldığımız bu yazının ardından, bir sonraki yazımızda bu dönüşümün üretici güçler ve üretim ilişkilerine nasıl yansıdığını, yapay zekâyı kodlayanlarla kodlananlar arasındaki sınıfsal ayrımı inceleyeceğiz.
Yorum bırakın