2🟢🧠 Kodlayanlar ve Kodlananlar: Yapay Zekâ Çağında Üretici Güçler ve Üretim İlişkileri

Yapay Zekâ, Emek ve Sınıf (Yazı Dizisi :2)

Kodlayanlar ve Kodlananlar: Yapay Zekâ Çağında Üretici Güçler ve Üretim İlişkileri

Akın Öztürk 17/07 2025

Zihin emeğinden soyut emeğe, üretim ilişkileri içinde kod işçileri

Bir önceki yazımızda, yapay zekâ ve dijital otomasyonun yalnızca işçi sınıfını dönüştürmekle kalmadığını, aynı zamanda emeğin doğasını da köklü biçimde değiştirdiğini ortaya koymuştuk. Bugün ise, bu dönüşümün merkezindeki aktörlerden biri olan yazılım mühendislerinin üretim sürecindeki konumunu ele alacağız: Kod yazarak zekâ üreten bu insanlar, işçi mi? Yoksa yeni tip bir burjuvazi mi?

Yazılım mühendisleri, algoritmalar geliştirerek (belirli işlemleri otomatik olarak yapan mantıksal adımlar dizisi), veri işleyerek, üretim süreçlerini dijitalleştirerek ve otomasyonu (makinelerin ya da yazılımların insan müdahalesi olmadan çalışması) mümkün kılarak çağımızın görünmez işçileri haline geldiler. Ancak fiziksel emek değil de zihinsel emek üzerinden üretime katıldıkları için, uzun yıllar boyunca “elit”, “yaratıcı sınıf”, “teknokrat” gibi kavramlarla anıldılar. Bu sınıflandırmalar, onların üretim sürecindeki gerçek rollerini perdeleyen ideolojik örtülerdi.

Peki, Marx’ın kavramlarıyla düşünürsek: Yazılımcılar, üretim araçlarına sahip olmadıkları hâlde artı-değer (işçinin yarattığı ama ücretine yansımayan fazladan değer) üretiyorlarsa ve emek süreçleri üzerindeki denetimi ellerinde tutmuyorlarsa, onlar da işçidir. Üstelik artık bu emek, giderek daha fazla ölçülebilir, standartlaştırılabilir ve parçalanabilir hale gelmektedir. Zihin emeği, bu süreçte “soyut emek”e (her türlü emek biçiminin ortaklaştırılmış ve piyasaya göre değerlendirilen hali) dönüşmekte ve klasik anlamda işçileşmektedir.

Kapitalizm, işçiliği görünmez kılmakta mahirdir. Yazılımcılar için bu görünmezliği sağlayan en güçlü ideolojik aygıt, “girişimcilik kültürü”dür. Yeni kurulan teknoloji şirketlerinde (start-up) çalışan yazılım emekçileri, “bir gün kendi şirketini kurma” hayaliyle çoğu zaman kötü koşullarda, uzun saatler boyunca çalışmakta; kimi zaman şirketin küçük bir hissesine sahip olsalar bile, üretim araçlarının sahibi olmamaktadırlar. Yani, işin sonunda karar verici olanlar değil, yürütücü olanlardır. Bu, klasik bir işçi-burjuva ilişkisidir. Ne var ki, bu ilişki, teknolojinin yarattığı imajlarla örtülmüştür. Kod yazanlar, “dünyayı değiştirdiklerini” zannederken, aslında sermayenin yeniden üretimi için çalışmaktadırlar.

Bir yazılımcı, kendi yazdığı algoritmanın nasıl kullanılacağına karar veremez. Onun ürünü, patronun çıkarları doğrultusunda şekillenir: gözetim kapitalizmi için mi çalışacak, askeri endüstri için mi, yoksa toplumsal fayda için mi? Bu soruların yanıtı, yazılımcıya değil, sermayeye aittir. Bu noktada Marx’ın “yabancılaşma” (işçinin emeği ve ürünü üzerinde söz hakkı olmaması) kavramı tam karşılığını bulur. Emek, ürününe ve üretim sürecine yabancı hale gelir. Üstelik yapay zekâ teknolojileri, sadece fiziksel değil, zihinsel üretim süreçlerini de otomasyona uğrattıkça yazılımcının emeği değersizleşmeye başlıyor. Kod yazma süreçlerinin bizzat yapay zekâ tarafından devralınması, bu işçilerin daha gelişkin makineler tarafından yerinden edilmesine yol açabilir. Bu da onların ne kadar güvencesiz ve ikame edilebilir olduğunu gösterir.

Tüm bu süreçler, yazılım mühendislerinin sınıfsal konumunu daha da görünür hale getiriyor. Son yıllarda Amazon, Google, Microsoft gibi şirketlerdeki mühendislerin sendikalaşma (emeğin kolektif haklarını savunmak için örgütlenme) eğilimleri, savaş teknolojilerine karşı çıkışları ya da işten çıkarmalara karşı verdikleri tepkiler, bu sınıfın bilinçlenmeye başladığını gösteriyor. Elbette henüz güçlü bir sınıf bilincinden bahsetmek zor. Ancak nesnel koşullar, onları işçi sınıfının bir parçası olmaya doğru itiyor. Kapitalizm, teknolojiyi bir kurtuluş değil, daha gelişkin bir sömürü aracı olarak kullandıkça; yazılım mühendisi de, her ne kadar ekran başında çalışsa da, emeğini satan bir işçiye dönüşüyor.

Evet. Yazılım mühendisi, yapay zekâ çağının işçisidir. Kimi zaman beyaz yakalı, kimi zaman uzaktan çalışan, kimi zaman yaratıcı fikirlere sahip biri olarak görülse de; üretim araçlarına sahip olmayan, emeğini satan ve işten çıkarılabilir bir emekçidir. Marksist mücadele açısından bu sınıf, yeni bir cephedir. Çünkü üretimin merkezinde yer almakta, zihin emeğini metalaştırmakta ve giderek işçileşmektedir. Bu sınıfın bilinçlenmesi, sadece onların kurtuluşunu değil; emeğin genel olarak özgürleşmesini de mümkün kılacaktır.

Bir sonraki Yazımızın Başlığı:

Algoritma ve Denetim: Sermayenin Zihinsel Emek Üzerindeki Tahakkümü (Yapay zekâ çağında disiplin teknikleri, gözetim yapıları ve üretkenliğin yeni rejimi)