4️⃣🟢⚙️ Karanlık Fabrikalar – Çin Modeli: İşçisiz Üretim Miti ve Gerçekler

(Karanlık Fabrikalar – Yazı Dizisi-4)

Akın Öztürk

“Karanlık fabrikalar” denince çoğumuzun aklı hemen Çin’e gidiyor.
Işıkların kapalı olduğu üretim bantları, insanın görünmediği otomasyon hatları, durmaksızın çalışan robotlar…
Anlatı hep aynı: Çin, kapitalizmin en ileri noktası; işçisiz üretimin, kusursuz verimliliğin laboratuvarı.

Ama bu hikâye gerçeğin tamamı değil.
Hatta belki de en çok inanılmak istenen kısmı.

Çin modeli, emeğin ortadan kalktığı bir düzen değil.
Daha çok, emeğin yeniden dizildiği, yoğunlaştırıldığı ve sıkı bir disiplin altına alındığı bir geçiş hali.
Mit tam da burada başlıyor.

Gerçek şu:
Çin’de üretim insan emeğinden arınmış değil.
Tam tersine, emek daha görünmez, daha kırılgan ve çok daha denetimli hale getirilmiş durumda.

En ileri otomasyonun olduğu sektörlerde bile üretimin etrafında geniş bir emek halkası var:
bakım işleri, gözetim, kalite kontrol, lojistik, veri etiketleme, platform işleri…
İşçi banttan çekiliyor belki, ama üretimden çıkmıyor.
Sadece başka bir yere, başka bir biçime sürülüyor.

Bu yüzden Çin’de “işçisiz üretim”den çok,
işçinin merkezden çevreye itildiği bir üretim düzeninden söz etmek daha doğru.

Bu modelin asıl ayırt edici yanı ise teknolojiyle devlet gücünün iç içe geçmiş olması.
Otomasyon sadece verimlilik için kullanılmıyor;
aynı zamanda güçlü bir toplumsal denetim aracına dönüşüyor.

Çin’de üretim alanı yalnızca ekonomik bir mekân değil.
Aynı zamanda nüfusun, hareketin, disiplinin ve itaatin yönetildiği siyasal bir alan.
Gözetim fabrika kapısında bitmiyor;
işçinin yaşamının tamamına yayılıyor.

Bu yüzden “karanlık fabrikalar” yalnızca ışıkların sönmesi demek değil.
Aynı zamanda itiraz kanallarının da karartılması anlamına geliyor.

Düşük ücretler, yoğun tempo, güvencesizlik…
Bunlar otomasyonla ortadan kalkmıyor.
Aksine, onun tamamlayıcısı haline geliyor.
Makine üretimi hızlandırıyor,
insan emeği ise bu hıza ayak uydurmaya zorlanıyor.

O yüzden Çin modeli,
emeğin tasfiye edildiği bir gelecek değil;
emeğin daha sıkıştırılmış, daha disiplinli hale getirildiği bir bugün.

Peki Çin, kapitalizmin geleceği mi?

Hayır.
Ama kapitalizmin mümkün yönlerinden biri.

Bu model;
Yüksek teknolojiyle düşük ücretleri,
devlet gücüyle örgütsüz emeği bir araya getirebildiği sürece işliyor.
Ama bu bileşimin içinde derin çelişkiler birikiyor.

Üretkenlik artıyor,
eşitsizlik derinleşiyor.
Teknoloji ilerliyor,
emek güvencesi genişlemiyor.
Devlet güçleniyor,
ama toplumsal rıza giderek kırılganlaşıyor.

Ve belki de en çok gizlenen şey tam olarak bu kırılganlık.

“İşçisiz üretim” miti, bu kırılganlığı örtmek için anlatılıyor.
Oysa gerçek bunun tam tersi:
Bu model emeğe her zamankinden daha fazla bağımlı.
Sadece bu bağımlılığı görünmez kılmayı başarıyor.

Karanlık fabrikalar Çin’de bir sonuç değil;
sürekli yeniden kurulan bir denge.
Teknoloji ilerledikçe,
emeğin direnci başka biçimler alıyor.
Sessizlik artıyor,
ama gerilim de birikiyor.

Bu yüzden Çin modeli
ne taklit edilecek bir başarı hikâyesi
ne de tek başına bir distopya.

O, dijital kapitalizmin emeği nasıl yeniden biçimlendirdiğini gösteren
en çıplak örneklerden biri.

Ve bize şunu hatırlatıyor:
İşçisiz üretim belki mümkün,
ama emeğe dayanmayan bir toplum mümkün değil.