Yapay Zekâ, Emek ve Sınıf (Yazı Dizisi 3)
Algoritma ve Denetim: Sermayenin Zihinsel Emek Üzerindeki Tahakkümü
Akın Öztürk – 21.07.2025
Bu yazıyı kaleme alırken yalnızca kitaplardan, düşünürlerden ya da uzaktan gözlemlerden değil; bizzat kendi yaşadığım deneyimlerden yola çıkıyorum. EKOL Teknik Temizlik ve Güvenlik Firmasında çalışırken BSH (Çerkezköy), Renault (Bursa), Ford (İzmit) fabrikalarında ve Global Müşteri Hizmetlerinde görev yaptım. Bu alanlarda uygulanan “Kaizen” çalışmaları sırasında, işlerin zamanla nasıl ölçüldüğünü, adımların, duruşların, hatta nefes aralıklarının nasıl sayısallaştırıldığını bizzat yaşadım. Her iş adımı saniyelere bölünüyordu. Sapmalar, gecikmeler ya da fazladan hareketler sistem tarafından hemen tespit ediliyor ve çalışan uyarılıyordu. Sadece işin yapılması değil, belirlenen zaman ve kalıplar içinde yapılması bekleniyordu. Bu düzen, insan emeğinin ötesinde zamanın ve davranışın da kontrol altına alınması demekti. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte işler kolaylaştı deriz. Ancak bu kolaylık, her zaman çalışanların lehine olmayabilir. Günümüzde yapay zekâ, yalnızca işleri hızlandırmakla kalmıyor, çalışanların davranışlarını da yönlendiriyor. Özellikle masa başında, bilgisayar başında çalışanlar için bu durum daha belirgin. Eskiden yalnızca beden gücüyle çalışan işçiler denetlenirken, bugün “zihinsel emek” dediğimiz alanlarda da denetim artıyor.
Yapay zekâ çağında artık yalnızca bedensel emek değil, zihinsel emek de denetim altında. Eskiden ustabaşı vardı, şimdi algoritmalar var. Bir çağrı merkezi çalışanı, kaç arama yaptığı, ne kadar konuştuğu, ses tonu, molası gibi tüm verilerle izleniyor. Aynı şekilde yazılım ya da tasarım çalışanları da sürekli sistem üzerinden değerlendiriliyor. Artık sadece üretmek değil, sistemin belirlediği gibi üretmek gerekiyor.
Eskiden üretim sürecini ustabaşı ya da müdür yönetirdi. Bugünse bu görev bilgisayar sistemlerine, yani algoritmalara verilmiş durumda. Örneğin bir çağrı merkezi çalışanı gün boyunca kaç telefon görüşmesi yaptı, ne kadar süre konuştu, sesi nasıldı, mola süresi ne kadar sürdü — artık bunların hepsi bilgisayarlar tarafından kaydediliyor. Benzer şekilde bir yazılım çalışanı ya da grafik tasarımcı, ne kadar sürede kaç sayfa üretti, ne kadar hatayla çalıştı, sistem üzerinden takip ediliyor. Yani iş sadece üretmekle kalmıyor, aynı zamanda sürekli olarak izlenmek ve puanlanmak anlamına da geliyor.
Michel Foucault’nun “panoptikon” kavramı,(görünmeden her yeri görebilen merkezî bir gözetim yapısı; bireyin izlendiğini bildiği için kendini denetlemesine yol açan sistem) dijital dünyada yeniden karşımızda: Çalışan izlendiğini biliyor ve bu nedenle kendini sürekli denetliyor. Gözetim artık dışsal değil; içselleştirilmiş. Disiplin, bireyin kendi davranışını sürekli ayarlamasıyla işliyor.
Bu düzen “verimlilik” adı altında sunulsa da, aslında bir uyum ve itaat rejimidir. Doğru davranışı artık sistem tanımlar, çalışan buna uymak zorundadır. Yani bedenin yanı sıra zihin de denetime açılır. Bu durumu kavramak için Marx’ın emek analizini Foucault’nun disiplin teorisiyle birlikte düşünmek gerekir. Günümüz işçisi hem üretim sürecinde sömürülüyor hem de davranışları üzerinden denetleniyor. Patronun yerini algoritmalar alıyor; ne zaman, ne kadar ve nasıl çalışacağını o belirliyor.
Yapay zekâ, yeni bir sermaye birikim rejiminin merkezindedir. Bu rejim yalnızca fabrikaya değil; veri, yazılım ve kent rantına dayanır. Teknoloji devleri, platform sahipleri ve inşaat sermayesi, “yeni burjuvazi”nin özneleri olarak üretim araçlarını kontrol eder. Bu sınıf üretimin içinde değil; üretimi uzaktan yöneten bir denetim gücüdür. Yapay zekâyı yalnızca iş verimini değil, insan davranışını da şekillendiren bir iktidar aracı olarak kullanırlar. Gökdelenler ve dijital platformlar sadece mekânı değil, gündelik yaşamı da dönüştürür.
Bu sınıf, krizleri ve afetleri bile birikim fırsatına çevirmekte tereddüt etmiyor. Doğal felaketler, onların dilinde “yeniden yapılanma fırsatları”na dönüşüyor. Savaşlar yalnızca toprak değil; veri ve altyapı savaşlarına evriliyor. Bu yeni egemen sınıf, iktidarını sadece zorla değil, algoritmalar aracılığıyla insanların kendi davranışlarını içselleştirmesiyle kuruyor. Böylece baskı görünmez oluyor, insanlar kendi rızalarıyla sisteme uyum sağlıyor ve sermayenin çıkarları korunuyor.
Bu yeni rejimde işçinin karşısındaki düşman yalnızca patron değil, görünmeyen bir algoritmadır. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler işçiye kolaylık değil, daha yoğun denetim ve güvencesizlik getirmiştir. Yapay zekâ yalnızca denetlemiyor; üretim sürecinden işçiyi dışlayarak emeğin değerini düşürüyor ve mücadele gücünü zayıflatıyor.
Yapay zekâ çağında emek, sadece fiziksel değil; zihinsel, davranışsal ve duygusal olarak da sisteme entegre edilmektedir. Marx’ın emek süreci çözümlemesine Foucault’nun disiplin ve gözetim teorisinin eklenmesi artık bir zorunluluktur. İşçi artık yalnızca zincirlerini değil, görünmeyen dijital bağlarını da kırmak zorundadır. Çünkü bugünün tahakküm biçimi; sadece sömürmekle kalmıyor, bunu görünmez kılan ideolojik perdelerle işçiyi “profesyonel”, “verimli” ve “uyumlu” olmaya zorluyor. Yapay zekâ üretici güçlerde devrimsel bir sıçrama yaratsa da, üretim ilişkileri ile olan çelişkisi keskinleşmiştir. Bu çelişki, dijital çağın işçileri tarafından tarihsel bir mücadele fırsatına dönüştürülebilir.
Sonraki Yazımızın Başlığı:
Zihin, Performans, Biçim: Emek Üzerindeki Bilişsel Kuşatma
Yorum bırakın