🌍 Kapitalizmin Kriz Rejimi: Dünyada Yeni Otoriter Dalga (Yazı dizisi-1)
Akın Öztürk 04 Kasım 2025
Kapitalizm bir kez daha kendi krizinin eşiğinde. Bu kez kriz yalnızca ekonomik değil; siyasal, toplumsal ve ideolojik bütün dengeleri sarsan bir nitelikte. Sermaye, her tarihsel dönemeçte olduğu gibi, çözülmeyi yönetmek için yeni biçimler yaratıyor. Otoriterlik, bu biçimlerin en işlevsel olanı olarak yeniden sahnede.
Bugün dünyanın dört bir yanında benzer bir tablo var:
Bir yanda büyüyen eşitsizlik, güvencesizlik ve yoksulluk; öte yanda güçlü liderlerin, ulusal kimliklerin, “güvenlik” söylemlerinin yükselişi. Avrupa’dan Latin Amerika’ya, Türkiye’den ABD’ye kadar sistemin krizi artık tekil bir olgu değil, yapısal bir çağ karakteri. Ekonomik sarsıntılar, toplumsal korkularla birleştiğinde ortaya çıkan siyasal durum klasik liberal demokrasinin kalıplarına sığmıyor.
Kapitalizmin kriz rejimleri, yalnızca üretim biçiminde değil, yönetim biçiminde de değişim yaratıyor. Marx’ın ifadesiyle, üretici güçlerin gelişimi üretim ilişkilerini zorladığında, yeni bir toplumsal form doğar. Bugün bu form, “otoriter neoliberalizm” olarak karşımızda. Sermaye, bir yandan pazarların serbestliğini savunurken, öte yandan emeği disipline etmek, muhalefeti bastırmak, toplumsal rızayı yeniden üretmek için baskıcı aygıtlarını güçlendiriyor.
Bu tabloyu yalnızca “sağın yükselişi” olarak okumak eksik olur. Çünkü bu, aynı zamanda solun tarihsel krizinin de bir sonucudur. Refah devleti döneminde kurulan sosyal uzlaşma çöktü; işçi sınıfı parçalandı; sendikal örgütlenmeler dağıldı. Sol partiler, neoliberalizmin kültürel kodlarına entegre oldukça sınıf siyaseti zeminini kaybetti. Bu boşlukta, “refah korkusu” siyasallaştı. Kitleler, kaybettiklerini sermayeden değil, göçmenden, yabancıdan, ötekinden geri almaya yöneltildi.
Gramsci’nin o meşhur sözünü hatırlatmak gerekir: “Eski dünya ölüyor, yenisi doğamıyor; bu ara dönemde canavarlar beliriyor.”
Bugün yaşadığımız tam da bu ara dönemdir. Kapitalizmin eski dengesi çökmüş, yenisi henüz kurulmamış durumda. Otoriter liderler, “canavarların zamanı”nın siyasal temsilcileridir. Almanya’da AFD, Fransa’da Le Pen, İtalya’da Meloni, Macaristan’da Orbán, Türkiye’de Erdoğan… Hepsi aynı yapısal krizin farklı yüzleri.
Ama mesele kişisel liderlikler ya da tek tek rejimler değil. Esas sorun, kapitalizmin kriziyle birlikte demokrasinin sınıfsal içeriğinin aşınmasıdır. Sermaye, demokrasiyi bir yönetim biçimi olmaktan çıkarıp, bir meşruiyet aracı haline getirdi. Halkın iradesi, seçime indirgenmiş bir rıza üretim mekanizması olarak yeniden biçimlendirildi.
Bu yazı dizisi, işte bu dönüşümü Marksist bir perspektiften anlamaya çalışacak.
Otoriterleşmenin yalnızca siyasal bir tercih değil, ekonomik bir zorunluluk haline geldiği bu çağda, sınıf siyasetinin nasıl yeniden kurulabileceğini tartışacağız. AFD’nin yükselişinden Le Pen’in halkçı faşizmine, Meloni’nin “aile-vatan” rejiminden Orbán’ın otoriter neoliberalizmine, Türkiye’nin dinci-milliyetçi sarmalına uzanan bir tablo üzerinden, kapitalizmin kriz rejimlerini çözümleyeceğiz.
Ve en sonunda şu soruya yanıt arayacağız:
Kriz çağında bir çıkış mümkün mü?
Bu çıkış, ancak yeni bir sınıf siyasetiyle, emeğin yeniden özneleşmesiyle mümkün olabilir.
Çünkü kapitalizmin her krizinde olduğu gibi, bugün de tarih sahnesine geri dönecek olan, nihayetinde yine emektir.
🕰️ Sınıfın Sesi – Tarih ve Siyaset Yazı Dizileri
Yorum bırakın