2️⃣🏛️ Tek Parti Yılları: Modernleşme, Otoriterleşme ve Toplumsal Denetim

Türkiye’de Otoriter Rejimin Kökleri (Yazı Dizisi-2)

2. Tek Parti Yılları: Modernleşme, Otoriterleşme ve Toplumsal Denetim

Akın Öztürk 17/09/2025

Cumhuriyet’in ilk yılları, modernleşme iddialarıyla birlikte aynı zamanda devletin otoriter yapısını pekiştirdiği bir dönemi temsil eder. Harf devrimi, laiklik, kadın hakları, eğitim reformları ve kültürel kurumlar, Türkiye’nin Batı’ya eklemlenme ve toplumu dönüştürme çabalarının simgeleriydi. Halkevleri, halkın kültürel yaşamını devlet eliyle şekillendirmeyi hedeflerken; Köy Enstitüleri, köylü çocuklarını eğitip onları yeniden köylerine öğretmen olarak göndermeyi amaçlıyordu. Bu kurumlar, köyden çıkan öğretmen aracılığıyla kırsal alanın aydınlanmasını ve toplumsal dönüşümü sağlayabilecek bir potansiyele sahipti. Ancak aynı zamanda, iktidarın ideolojik aygıtı olarak sınırlı bir çerçevede işlev gördüler; bağımsız bir toplumsal güç olma olasılığı, kısa sürede engellendi.

Tek parti dönemi, CHP ile devletin özdeşleştiği ve parti-devlet bütünleşmesinin kalıcı hâle geldiği bir süreçti. Siyaset, halkın katılımına açık bir zemin olmaktan çıkarak, kararların tepeden dayatıldığı bir yapıya dönüştü. Bu durum, işçi sınıfı, köylüler ve kadınlar için bağımsız örgütlenme imkanlarını sınırladı. Grevler polis zoruyla bastırıldı, köylüler artan vergi ve denetim baskısı altında sıkıştı, kadınların sivil ve kültürel alanlarda kendi sözlerini söylemeleri engellendi.

Azınlıkların ve Kürt halkının talepleri de aynı dönemde sert bir biçimde bastırıldı. 1925 Şeyh Said İsyanı ve sonraki kalkışmalar, “ulusal kimlik inşası” ve modernleşme gerekçesiyle kanlı bir şekilde ezildi. Modernleşme adını taşıyan bu süreç, devletin otoriterleşmesini meşrulaştırmanın aracı hâline geldi.

Siyasal ve toplumsal baskının yanı sıra, modernleşme adımlarının sınırlılıkları da açıktı. Halkevleri ve Köy Enstitüleri sayesinde yetişen köy kökenli öğretmenler, kendi köylerine dönerek aydınlanma yaratma gücüne sahipti. Bu durum, halkın bilinçlenmesi ve kendi örgütlenmesini kurabilmesi için önemli bir fırsat sunuyordu. Ancak devlet, bu potansiyelin bağımsız bir toplumsal güç haline gelmesini bir tehdit olarak gördü ve eğitim ile kültürü otoriter sınırları içinde tutmayı tercih etti.”

Tek parti dönemi, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren süregelen modernleşme ile otoriterleşme çelişkisini somutlaştırdı. Modernleşme hamleleriyle övünülen bir dönemde, devletin mutlak üstünlüğü ve halkın bağımsız güç olarak var olma ihtimali bastırıldı. Cumhuriyet’in bu yılları, biçimsel ilerlemelerle birlikte toplumsal ve siyasal kontrolün tahkim edildiği bir dönem olarak tarih sahnesinde yerini aldı.

Sonuç olarak, tek parti yılları, modernleşme ile otoriterleşmenin iç içe geçtiği bir dönemi temsil eder. Eğitim ve kültür alanındaki kazanımların sınırlılığı, siyasal ve toplumsal denetim mekanizmaları ile birleşerek, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren var olan otoriter eğilimleri kalıcı hale getirdi. Bu çelişki, Türkiye Burjuva Cumhuriyeti’nin yapısal karakterini anlamak için belirleyici bir örnek sunar.

Bir sonraki yazımda şu soruya eğileceğim: Çok partili hayata geçiş gerçekten demokrasiye açılan bir kapı mıydı, yoksa otoriterliğin yeni bir biçime bürünmesinden mi ibaretti?