Kapitalizmin Kriz Rejimi: Dünyada Yeni Otoriter Dalga (Yazı dizisi-3)
Akın Öztürk
AFD’nin yükselişi, Almanya’da toplumsal çözülmenin yalnızca siyasal yüzüdür. Bu çözülmenin derininde, emekçi sınıfların dağılmışlığı, örgütsüzlüğü ve ideolojik savrulmuşluğu yatıyor. Kriz derinleştikçe, kapitalizm kendisini yeniden üretmek için yeni bir rıza biçimi yaratmak zorunda kaldı. Bu rızanın adı artık demokrasi değil, “güvenlik” ve “kimlik.”
Solun bu süreçteki konumu, tarihin ironilerinden biridir. Sosyal demokratlar çoktan sistemin payandası haline gelmiş, Yeşiller kapitalizmin çevre dostu vitrinine dönüşmüş, radikal sol ise iç tartışmalarla enerjisini tüketmiştir. İşçi sınıfının örgütlü belleği aşınmış, sendikalar teknolojik dönüşüm ve iş güvencesi kaybı karşısında etkisizleşmiştir. Solun büyük kısmı kültürel tartışmalara saplanırken, sınıf siyaseti arka plana itilmiştir.
Bu boşluğu sağ popülizm doldurmuştur. Sermaye, emekçilerin öfkesini birleştirmek yerine böldü; aynı sınıfın farklı kesimlerini birbirine düşman hale getirdi. Refah korkusu siyasallaştı, kimlik ideolojisi sınıf bilincinin yerine geçti. Alman işçisi, göçmen işçiyi rakip gördü; emekçi, emekçiye yabancılaştı. Bu yabancılaşma, sadece ekonomik değil, tarihsel bir hafıza kaybıdır.
Gramsci’nin tanımladığı gibi, “Eski dünya ölüyor, yenisi doğamıyor; bu ara dönemde canavarlar beliriyor.” Almanya’daki tablo tam da bu tarihsel geçiş anını yansıtıyor. Kapitalizmin eski dengesi çökmüş, yenisi henüz kurulmamış durumda. AFD bu ara dönemin “canavarlarından” biridir: halkçı söylemle kitlelerin öfkesini soğuran ama o öfkeyi sermaye düzeninin sınırlarında tutan bir aparat.
Bu yeni dönemde otoriterlik, yalnızca güçlü liderlerle değil, kitlelerin gönüllü itaatiyle kuruluyor. Emeğin atomizasyonu, korkunun ideolojik yönetimi, neoliberalizmin bireyci değrrleri… Bütün bunlar bir araya geldiğinde, sınıf siyaseti zeminini kaybediyor. Otoriterlik artık yukarıdan dayatılan değil, aşağıdan içselleştirilen bir sistem biçimi haline geliyor.
Marx’ın “insanlar kendi tarihlerini yaparlar ama seçtikleri koşullarda değil” sözü, bugün yeniden anlam kazanıyor. Emekçiler kendi tarihlerini yapacak koşullardan koparıldılar. Sınıf, ekonomik olarak var ama politik olarak yok. Kapitalizmin krizi, bu yokluğun ideolojik biçimidir.
Almanya örneği, kapitalizmin kriz çağında otoriterliğin nasıl toplumsallaştığını gösteriyor. Sermaye, emeğin korkularını yönetmenin yolunu bulmuş durumda. Demokrasi biçimsel olarak sürüyor, ama içeriği boşalmış; özgürlük, bireysel rekabetin adı haline gelmiş.
Solun önünde iki yol var: ya bu korku rejimine eleştiriyle değil, örgütlü bir karşı-hegemonyayla yanıt verecek, ya da tarih, sermayenin kendi krizini yönetme biçimi olarak otoriterliği normalleştirecek. AFD’nin yükselişi, Almanya’nın değil; çağımızın, yani kapitalizmin kriz biçiminin aynasıdır.
Bugün artık şu soru yakıcıdır: Kriz çağında sınıf siyaseti yeniden kurulabilir mi?
Bu soru yalnızca Almanya için değil, Fransa, İtalya, Türkiye ve dünyanın tüm emekçileri için geçerlidir. Kapitalizmin krizine verilecek yanıt, yeni bir “sınıfın sesi” yaratmaktan geçiyor.
🕰️ Sınıfın Sesi – Tarih ve Siyaset Yazı Dizileri
Yorum bırakın