5️⃣🌍 İtalya – Meloni Dönemi ve Faşizmin Kültürel Normalleşmesi

Kapitalizmin Kriz Rejimi: Dünyada Yeni Otoriter Dalga (Yazı Dizisi-5)

Akın Öztürk

İtalya, faşizmin tarihsel merkezlerinden biri olarak, bugün yeniden geçmişle bugünü birbirine bağlayan bir laboratuvar gibi duruyor. Yirminci yüzyılın karanlık mirası, yirmi birinci yüzyılın “normal” siyasetine dönüştü. Giorgia Meloni’nin “İtalya’nın Kardeşleri” (Fratelli d’Italia) partisi, Mussolini’nin siyasal mirasından gelen hattı, neoliberal dönemin değerleriyle harmanlayarak iktidara taşıdı. “Tanrı, Aile, Vatan” sloganı, artık yalnızca geçmişin bir hatırlatıcısı değil; bugünün meşru siyasal dili.

Meloni’nin iktidarı, klasik bir faşist rejim değil; neoliberalizmin otoriter biçimidir. Devletin baskıcı aygıtı, pazarın “özgürlük” diliyle yan yana yürüyor. Sermaye serbest, ama toplum disiplin altında. Bu yeni sentez, Poulantzas’ın kavramsallaştırdığı “otoriter devletçilik” biçiminin güncel bir örneği. Burada faşizm, açık şiddetle değil, ideolojik uyumla işler hale geliyor. Toplum, baskıyı “düzen” olarak, itaati “istikrar” olarak, sessizliği “güvenlik” olarak içselleştiriyor.

İtalya’nın toplumsal dokusu, özellikle güney bölgelerinde derin bir yoksulluk ve işsizlikle parçalanmış durumda. Kuzey’in sermaye yoğun sanayi kentleriyle güneyin işsiz gençliği arasındaki uçurum, yalnızca ekonomik değil, kültürel bir kopuş yaratıyor. Bu kopuş, sağın elinde birleştirici bir mit haline getiriliyor: “ulusal birlik.” Meloni’nin “İtalya önce” çağrısı, ekonomik parçalanmayı ideolojik bir bütünlükle kapatmanın aracıdır.

Ancak bu ideolojik bütünlük, sınıf gerçeğini gizler. Sermaye, güneyin çaresizliğini siyasal rıza üretimine dönüştürüyor. Küçük esnaf, işsiz gençler, tarım işçileri, hatta eski sendika üyeleri bile “ulusal çıkar” söyleminin bir parçası haline getiriliyor. İktidar, bu kesimlerin yoksulluğunu paylaşmak yerine, onlara yoksulluklarını kutsallaştıracak bir kimlik sunuyor. “Vatan için sabır”, “aile için fedakârlık”, “Tanrı için sadakat” gibi semboller, sınıf çelişkilerini kültürel bir perdeyle örtüyor.

Faşizmin tarihsel biçimi, modern çağda kültürel bir norm haline geldi. Artık kimse Mussolini selamı vermiyor ama herkes, onun kurduğu düzenin güncel karşılığını içselleştirmiş durumda. Medya, kilise, okul, aile… Hepsi, aynı “millî yeniden doğuş” hikâyesini yeniden üretiyor. Faşizmin bugünkü biçimi, açık baskıdan çok, gönüllü teslimiyetle işliyor.

İtalya’da sol, bu kültürel dönüşüm karşısında adeta sessizleşti. Bir zamanlar Avrupa’nın en güçlü komünist hareketi olan PCI’nin mirası, merkez liberal partilerin içinde eridi. Sendikalar, parçalı ve savunmacı bir konuma sıkıştı. Solun dili, sınıf siyasetinden çok, kültürel muhalefete yöneldi. Oysa Meloni’nin iktidarı tam da bu kültürel zeminde kök salıyor. Faşizmin “yeni normal” haline gelmesi, solun sınıfsal iddiasını kaybetmesinin doğrudan sonucudur.

Bugün İtalya’da faşizm, geçmişin travması değil, geleceğin yönetim biçimi olarak sunuluyor. “Otoriter demokrasiler” çağında Meloni’nin başarısı, sermayenin krizi yönetme biçimlerinden biridir. Kapitalizmin sınırları daraldıkça, siyasal alan baskıyla genişletiliyor. Halkın iradesi, seçim sandığının ötesine geçemiyor. Demokratik biçimler korunuyor, ama içleri boşaltılıyor.

Meloni iktidarı, neoliberalizmin yorgunluğunu otoriter milliyetçilikle tedavi etmeye çalışan bir rejimin adıdır. Bu rejim, geçmişin gölgesinde değil, bugünün ihtiyaçları içinde şekilleniyor. Sermaye birikiminin sürdürülebilmesi için toplumun rızasının yeniden üretilmesi gerekiyor. İdeolojik aygıtlar bu yüzden hiç olmadığı kadar güçlü, muhalefet ise hiç olmadığı kadar etkisiz.

İtalya örneği, bize şunu hatırlatıyor: Faşizm, sadece bir dönemin hatası değil, kapitalizmin kriz dönemlerinde yeniden başvurduğu yönetim biçimidir. Bugün Meloni’nin İtalya’sı, Almanya’daki AfD ve Fransa’daki Le Pen ile aynı tarihsel çizginin farklı yüzleridir. Hepsi, sermayenin krizini yönetmek için halkın öfkesini yeniden yönlendiren politik biçimlerdir.

Ama tarih tekerrür etmez; o, biçim değiştirerek geri döner. Ve her dönüşünde, sınıf bilincinin eksikliğinden beslenir. İtalya’daki tablo bu eksikliğin bir yansımasıdır. Kapitalizmin kriz çağında otoriterlik, halkın korkularında değil, solun sessizliğinde kök salıyor.

🕰️ Sınıfın Sesi – Tarih ve Siyaset Yazı Dizileri