Türkiye’de Otoriter Rejimin Kökleri (Yazı Dizisi -5)
5 – 12 Eylül: Karşı-Devrim ve Neoliberal Otoriterliğin Başlangıcı
Akın Öztürk 25/09/2025
Türkiye’de modern tarihin en karanlık dönüm noktalarından biri 12 Eylül 1980’dir. Bu darbe yalnızca bir hükümet değişikliği değil, bütün bir toplumun yeniden dizayn edilmesiydi. Tankların gölgesinde kurulan düzen, sermayeye özgürlük, emekçilere ise yasaklar ve baskılar getirdi.
On binlerce insan gözaltına alındı, işkence gördü, sürgüne gönderildi. DİSK kapatıldı, grevler yasaklandı, kamu emekçileri 1402’liklerle işten atıldı. Diyarbakır Cezaevi’nde Kürt tutsaklara uygulanan sistematik işkenceler, yalnızca sınıfsal değil, ulusal baskının da otoriterliğin ayrılmaz bir parçası olduğunu gösterdi. Kürt halkına yönelik işkence, inkâr ve asimilasyon, sınıfsal tahakkümle iç içe geçen ulusal baskının yapısal niteliğini açığa çıkardı.
12 Eylül, yalnızca askerî bir darbe değildi; aynı zamanda sermayenin yeni ihtiyaçlarının dayatılmasıydı. 1970’lerin sonuna doğru sanayi burjuvazisi ağır bir kriz yaşıyordu. TÜSİAD’ın 1979’da yayımladığı raporlar “disiplin” ve “istikrar” çağrısı yapıyor, sermaye düzeninin ancak olağanüstü bir müdahale ile ayakta kalabileceğini söylüyordu. 24 Ocak 1980 kararları ile neoliberal program hazırlandı. 12 Eylül’ün tankları bu programı uygulamanın önünü açtı.
Devletin şiddet aygıtı, burjuvazinin tarihsel krizini aşmak için devreye sokuldu; işçi sınıfının on yıllarda biriktirdiği kazanımlar bir hamlede gasp edildi. Özal, generallerin gölgesinde sermayeye “özgürlük”, emekçilere ise kölelik dönemi başlattı. 1980 sonrasında Türkiye, neoliberal otoriterliğin laboratuvarına dönüştü: piyasanın “özgürlüğü” genişletilirken, siyasetin alanı alabildiğine daraltıldı.
Marx’ın devletin sınıf egemenliğinin bir aracı olduğuna dair tespiti, Gramsci’nin olağanüstü hâl rejimi kavrayışı ve Poulantzas’ın otoriter devletçilik çözümlemesi, 12 Eylül sonrasındaki Türkiye deneyiminde somut bir gerçeklik kazandı. Burjuva demokrasisi, sermayenin kriz anında askıya aldığı bir biçimden ibaretti.
12 Eylül, yalnızca geçmişte kalmış bir darbe değil, bugünün otoriter rejimlerinin de mayalandığı bir tarihsel momenttir. Emperyalizmin, burjuvazinin ve devletin el ele vererek toplumu yeniden dizayn etme girişimidir. Bu karşı-devrimle birlikte Türkiye’de neoliberal otoriterliğin yolu açıldı.
Bir sonraki yazımızda, bu karşı-devrimin 1990’lar ve 2000’lerde nasıl kurumsallaştığını ve AKP iktidarına hangi zemini hazırladığını inceleyeceğiz.
Yorum bırakın