6️⃣🏛️ 1990’lar ve 2000’lerin Başında Neoliberal Otoriterliğin Derinleşmesi

Türkiye’de Otoriter Rejimin Kökleri (Yazı Dizisi-6)

6– 1990’lar ve 2000’lerin başında Neoliberal Otoriterliğin Kurumsallaşması

Akın Öztürk 28/09/2025

12 Eylül’ün açtığı yol, 1990’lar boyunca derinleşti. Darbe sonrası kurulan neoliberal düzen, yalnızca bir geçiş dönemi değil, kalıcı bir rejim haline geldi. 1980’lerin “disiplin ve istikrar” adına bastırılan toplumsal muhalefeti, 1990’larda parçalanmış, sindirilmiş ve kontrol altına alınmış bir haldeydi. Ancak bu dönemde, tüm baskılara rağmen işçi sınıfı ve emekçiler kimi kritik direnişler de örgütledi. 1991 Zonguldak yürüyüşü, kamu emekçilerinin sendikalaşma mücadelesi ve 1995 1 Mayıs’ı, neoliberal otoriterliğin mutlak sessizlik yaratamadığını; fakat bu çıkışların devlet şiddeti ve sendikal bürokrasi tarafından etkisizleştirildiğini gösterdi.

Otoriterliğin biçimi değişerek sürdü: tankların gölgesinden çıkarak piyasanın ve “güvenlik devletinin” gündelik işleyişine yerleşti. Kürt halkına karşı savaş, 1990’ların en belirgin yüzüydü. Olağanüstü Hal uygulamaları, faili meçhuller, köy boşaltmaları ve zorla göç, neoliberal otoriterliğin ulusal baskı boyutunu daha da keskinleştirdi. Bu dönemde Susurluk skandalı, devlet–mafya–sermaye üçgeninin çıplak biçimde açığa çıkışı oldu. Kontrgerilla faaliyetleri, güvenlik devletiyle neoliberal düzenin birbirinden kopuk değil, tam tersine iç içe geçmiş olduğunu sergiledi.

“Devlet güvenliği” adı altında yürütülen bu savaş, aynı zamanda sınıf siyasetinin üstünü örtmenin de aracına dönüştü. Neoliberal otoriterlik yalnızca çıplak şiddetle değil, ideolojik aygıtlarla da kurumsallaştı. Medya tekelleşmesi, “terörle mücadele” söylemi ve milliyetçi-muhafazakâr değerler, toplumsal muhalefetin kriminalize edilmesinde belirleyici oldu.

Öte yandan 1994 krizi ve ardından gelen IMF programları, emekçi sınıfların yoksullaşmasını hızlandırdı. Özelleştirmeler, taşeronlaşma ve güvencesizlik kalıcılaştı. İşçi sınıfı, sendikal örgütlenmeden büyük ölçüde koparıldı. 1980 sonrası açılan neoliberal kapı, 1990’larda emperyalizmle bütünleşmenin en keskin biçimlerini aldı. Bu süreç aynı zamanda uluslararası bağlamın bir parçasıydı. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle Türkiye, ABD’nin Ortadoğu stratejisinde yeni roller üstlendi; Körfez Savaşı ve NATO müdahaleleriyle güvenlik devleti güç kazandı. Neoliberal otoriterlik, yalnızca iç dinamiklerin değil, emperyalist sistemin yeniden yapılanmasının da ürünüydü.

2001 krizi, bu sürecin bir dönüm noktası oldu. IMF’nin doğrudan müdahalesiyle Kemal Derviş programı devreye sokuldu.

Finansallaşma ve özelleştirmeler, burjuvazinin yeni fraksiyonlarının yükselmesini sağladı. Bu zemin, 2002’de AKP iktidarının önünü açtı. AKP, bir yandan “demokratikleşme” ve “AB süreci” söylemleriyle destek toplarken, öte yandan neoliberal otoriterliğin 1980’den beri biriken tüm araçlarını devraldı.

12 Eylül’ün kurduğu düzen, 1990’larda kurumsallaştı; 2000’lerde ise AKP eliyle yeni bir siyasal-ideolojik biçim kazandı. Böylece neoliberal otoriterlik, yalnızca devletin değil, toplumun bütün hücrelerine sızan bir hegemonya haline geldi.

Bir sonraki yazımızda, AKP’nin 2000’lerdeki yükselişini, AB üyelik süreci ve “demokratikleşme” yanılsaması üzerinden tartışacağız.