Kapitalizmin Kriz Rejimi: Dünyada Yeni Otoriter Dalga (Yazı Dizisi-8)
📘 Yazan: Akın Öztürk
Kapitalizmin bugünkü krizi, yalnızca çevre ülkelerin değil, merkezin de istikrarını sarsıyor.
Uzun süre “demokrasinin beşiği” olarak sunulan Amerika Birleşik Devletleri, artık dünya ölçeğinde otoriterliğin en gelişmiş biçimini temsil ediyor.
Çünkü otoriterleşme, burada bir sapma değil; kapitalist rasyonalitenin kendisinin siyasal formudur.
2008 finansal çöküşü, ABD’nin küresel hegemonya düzeninde bir kırılma yarattı.
Finans kapitalin devasa genişlemesi, üretken sermayeyi tasfiye ederken, borç ve spekülasyon üzerine kurulu bir toplumsal yapı yarattı.
Bu yapı, hem içeride hem dışarıda krizleri yönetebilmek için devleti güvenlik aygıtı olarak yeniden biçimlendirdi.
Bugün ABD’de otoriterleşme üç düzlemde ilerliyor:
Birincisi, ekonomik tahakkümün dijitalleşmesi.
Teknoloji tekelleri – Amazon, Google, Meta, Microsoft – artık yalnızca piyasa gücü değil, ideolojik denetim gücü de üretiyor.
“Veri” yeni meta biçimi; gözetim, artık yalnızca devletin değil sermayenin doğrudan işlevi.
Kapitalizmin denetim aygıtı, kamusal alanı algoritmik olarak yeniden düzenliyor.
İkincisi, siyasal alandaki kutuplaşma ve olağanüstü hâl rejimi.
Trumpizm, bu sürecin istisnası değil, sonucudur.
Yoksullaşan işçi sınıfı, güvencesizleştirilen orta tabakalar ve ırksal eşitsizlikler üzerine kurulan bu düzen,
otoriter popülizmi bir “siyasal denge” biçimi haline getirdi.
Kriz dönemlerinde burjuva demokrasisi, kendi içinden bir karşı-devrim üretir;
ABD, bugün bu karşı-devrimin laboratuvarıdır.
Üçüncüsü, dış politikada otoriter bloklaşmanın inşasıdır.
NATO’nun genişlemesi, Ukrayna savaşı, Çin ile rekabet, hepsi bu yeni dönemin dinamikleridir.
ABD, kendi hegemonyasını yalnızca askeri güçle değil,
“demokratik değerler” kisvesi altında yayılan bir ideolojik denetim sistemiyle sürdürüyor.
Medya, kültür endüstrisi ve sosyal ağlar, bu küresel hegemonya inşasının araçları haline geldi.
Ancak otoriterliğin merkezinde en çıplak biçimiyle görünen şey, sermayenin korkusudur.
Kriz derinleştikçe, sermaye kendi varlığını korumak için demokrasinin sınırlarını daraltıyor;
sınıf mücadelesi olasılığı arttıkça, devlet daha baskıcı, daha milliyetçi, daha güvenlikçi bir karakter kazanıyor.
Bugün ABD’de yükselen güvenlik devleti, dışarıya yayılan emperyalist saldırganlığın içsel karşılığıdır.
Faşizmin yeni biçimi artık üniforma giymiyor;
sokakta copla değil, işyerinde performans puanlarıyla, veri merkezlerinde depolanan bilgilerle, algoritmaların görünmez kararlarıyla hüküm sürüyor.
Start-up ofislerinde “özgürlük” ve “yaratıcılık” diliyle, esnekliğin ardına gizlenmiş bir denetim rejimi olarak yaşıyor.
Yine de bu otoriter inşanın karşısında, başka bir hareketlilik de var:
sendikal direnişlerin yeniden canlanması, siyah hareketinin toplumsal yankısı,
kadınların ve gençlerin örgütlü öfkesi…
ABD’nin krizi, aynı zamanda yeni bir sınıfsal bilincin kıvılcımını taşıyor.
Kapitalizmin merkezinde otoriterleşme, tarihin kapanışı değil,
yeni bir dönüm noktasının habercisidir.
Çünkü sermaye korkuyorsa, demek ki karşısında yeniden hareketlenen bir sınıf vardır.
Ve o sınıf, yalnızca Amerika’nın değil,
bütün bir dünyanın demokratik geleceğini yeniden kuracak yegâne güçtür.
📌 Bu yazı, Kapitalizmin Kriz Rejimi: Dünyada Yeni Otoriter Dalga başlıklı yazı dizisinin bir parçasıdır.
Serinin diğer yazılarını okumak için 👉
Kapitalizmin Kriz Rejimi: Dünyada Yeni Otoriter Dalga (Yazı Dizisi)🌍 https://ozturkakn.com/2025/10/27/%f0%9f%8c%8d-kapitalizmin-kriz-rejimi-dunyada-yeni-otoriter-dalga-yazi-dizisi-hakkinda/
🕰️ Sınıfın Sesi – Tarih ve Siyaset Yazı Dizileri
Yorum bırakın