🛠️Ali Yaycıoğlu’nun Oksijen’deki Yazısına Dair: Yapay Zekâ Özne Değil, Sermayenin Aracıdır.

Akın Öztürk 21 Ağustos 2025

Ali Yaycıoğlu, Gazete Oksijen’de yayımlanan yazısında yapay zekânın dünyayı dönüştüren yeni bir “özne” haline geldiğini, tarihçilerin de bu dönüşümde eleştirel bir rol üstlenmesi gerektiğini söylüyor. Bu tespitler ilginç görünse de yazının dikkat çekici eksikliği, teknolojiyi sınıfsal bağlamdan koparmasıdır.

Yaycıoğlu’na göre yapay zekâ artık yalnızca bir “araç” değil, düşünme biçimimizi şekillendiren bir aktördür. Oysa yapay zekâ ne bağımsız bir faildir ne de “insanlığın ortak aklıdır”. Yapay zekâ, sermayenin denetiminde gelişen üretici güçlerde bir sıçramadır. Onun öznesi, onu geliştiren mühendisler değil, onu mülkiyet altına alan ve üretim sürecine sokan sermayedir. Kimin çıkarına hizmet edeceği, kimin mülkiyetinde olduğuna bağlıdır. Bugün bu teknoloji, emeğin verimliliğini artırarak artı-değer sömürüsünü derinleştirmekte; işçi sınıfını parçalayıp yeni bir işsizler ordusu yaratmaktadır.

Yaycıoğlu, yapay zekânın seçim süreçlerini manipüle etme riskine dikkat çekiyor. Bu doğru, ama eksiktir. Demokrasiye dair kaygılar da “sahte videolar,dijital sahtecilik” ya da propaganda tekniklerinden ibaret değildir. Burjuva demokrasisi zaten sermayenin egemenlik biçimidir; yapay zekâ bu egemenliği daha incelikli hale getirir.

Yaycıoğlu mesleklerin dönüşümünden, bazı alanların “güvenli” kalacağından söz ediyor. Oysa Marksist bakış, meseleyi bireylerin meslek güvenliği üzerinden değil, emek-sermaye çelişkisi üzerinden kavrar. Yapay zekâ emeği üretimden dışlayarak işsizler ordusunu büyütmekte, işçi sınıfı içindeki parçalanmayı keskinleştirmektedir. Bu da yeni bir sınıf mücadelesi dalgasının maddi temelidir.

Yaycıoğlu, yapay zekânın çevre sorunlarını tek başına çözemeyeceğini söylüyor. Bu doğru, ama kökten yetersizdir. Çevre krizinin kaynağı teknolojinin eksiklikleri değil, kapitalist üretimin sınırsız kâr hırsıdır. Yapay zekâ, sermaye birikiminin hizmetinde kaldıkça ekolojik felaketleri çözemez, aksine derinleştirir.

Yaycıoğlu tarihçilere eleştirel olma çağrısı yapıyor. Ancak gerçek eleştiri, yapay zekânın toplumsal işlevini sınıf perspektifinden sorgulamaktır. Tarihçinin görevi, teknolojiyi “insanlığın ortak geleceği” diye kutsamak değil, sömürü ilişkilerinin yeni biçimlerini teşhir etmektir.

Yaycıoğlu’nun yazısı, yapay zekânın risklerine dikkat çeken ama meseleyi sınıf mücadelesinden koparan bir liberal perspektifi temsil ediyor. Oysa; mesele açıktır: Yapay zekâ, sermaye tarafından ele geçirilmiş bir üretici güçtür. İnsanlığın hizmetine girmesi, ancak sermaye egemenliğinin aşılmasıyla mümkündür.

Ali Yaycıoğlunun yazısına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

(https://gazeteoksijen.com/…/yapay-zeka-ile-degisen…)