🗞️Bu Savaş Bizim Savaşımız Değil

Akın Öztürk

Ortadoğu’nun göğünde bir kez daha savaş bulutları dolaşıyor. İsrail ile İran arasında büyüyen gerilim, yalnızca iki ülkenin değil, bütün bölgenin kaderini rehin alıyor. Gazze’nin enkazı hâlâ duman duman tüterken, şimdi yeni bir cephe açılıyor. Ve biz, bu tabloyu ekranlardan izliyoruz. Sessiziz. Alışmışız.

Ama soru şu: Bu savaş kimin savaşı?

İran’daki işsiz genç mi istiyor bu savaşı?

İsrail’de borç içinde yaşayan işçi mi talep etti saldırıyı?

Gazze’de elektriksiz, susuz kalan Filistinli mi çağırdı kıyameti?

Ya da Türkiye’de enflasyona ezilen, pazar filesini dolduramayan bir emekçi mi destekliyor bu çatışmayı?

Hayır. Bu savaş halkların savaşı değil.

Bu savaş, egemenlerin savaşı.

İran’ın otoriter rejimi, yıllardır kendi halkına karşı bir savaş yürütüyor: Kadınlara karşı, işçilere karşı, öğrencilere karşı. Ne zaman içeride kriz büyüse, “dış düşman” söylemiyle baskıyı artırıyor. Bugün İsrail’e karşı açtığı cephe de bundan farksız.

İsrail’in hikâyesi daha farklı değil. Ülke içinde yükselen muhalefet, adaletsizlik, sistem krizi… Ve yine çözüm: dış tehdit. Güvenlik bahanesiyle Filistinlilere karşı yürütülen yıkımın sınırı yok artık. Bombardımanlar, abluka, kitlesel cezalandırmalar. Şimdi de gözler İran’a çevrilmiş durumda.

İki taraf da birbirine “varoluşsal tehdit” diyor.

Oysa tehdit biziz.

Tehdit, işçiler. Tehdit, halklar. Tehdit, uyanan bilinç.

Bir kenarda Filistin duruyor. Yine ezilen, yine ezilen, yine ezilen. Herkesin ağzında Filistin var; ama herkes Filistin’i kendi pazarlığının parçası haline getiriyor. İran, direnişi sahipleniyor gibi yaparken onu mezhepçi ajandaya kurban ediyor. İsrail ise Filistin’i yok sayarken dünyanın suskunluğunu kendi lehine kullanıyor.

Ve Türkiye…

Türkiye “tarafsız” mı? Hiçbir zaman olmadı. Bir yanda İsrail’le milyar dolarlık ticaret, diğer yanda meydanlarda atılan nutuklar. Bir yanda diplomatik hamleler, diğer yanda içeride artan baskılar. “Gazze” diyenler, grevi yasaklıyor. “Filistin halkı” diyenler, kendi halkını zamlarla eziyor.

Savaş, yalnızca sınır ötesinde değil.

Savaş, yoksullukla.

Savaş, baskıyla.

Savaş, sessizlikle yürütülüyor.

Peki çözüm ne?

Ne İsrail’in demir kubbesinde, ne İran’ın balistik füzelerinde, ne Türkiye’nin diplomatik manevralarında.

Çözüm, halkların birliğinde.

İsrailli işçiyle İranlı öğrenci arasında bir dayanışma köprüsü kurulmadıkça;

Filistinli kadının çığlığına Türkiye’deki emekçi kadın kulak vermedikçe;

Bu savaşlar bitmeyecek. Sadece isimleri değişecek. Katliamların adresi değişecek.

Bugün en zor olanı söylemek gerekiyor:

Savaş istemiyoruz.

Ama barış, iktidarların dilinde değil; halkların elindedir.

Ortadoğu’ya gerçek barış, ancak bu kirli oyunu bozacak cesur bir sınıf hareketiyle gelebilir.

O yüzden tekrar edelim:

Bu savaş bizim savaşımız değil.

Bizim savaşımız, adalet için, özgürlük için, insanca bir yaşam için yürütülecek olandır.


Yorumlar

Yorum bırakın