🗞️CHP’nin “Direnişi” Üzerine: Katıldıklarımız ve Katılmadıklarımız

Akın Öztürk 15 Eylül 2025

Ertuğrul Kürkçü’nün ANF’de yayımlanan yazısında, CHP’nin bugünkü otoriterleşmeye karşı verdiği mücadelenin “önemli bir direniş” olduğu tespiti dikkat çekicidir. Gerçekten de CHP’nin İstanbul’dan Trabzon’a, Rize’den Yozgat’a kadar çeşitli kentlerde düzenlediği mitingler; Meclis’te komisyonlarda ısrarla yer alışı; hukuki itirazları gündemde tutması; toplumun muhalefet damarını diri tutmaya dönük çabaları göz ardı edilemez. Hele ki baskının alabildiğine arttığı, kayyum rejiminin ve OHAL uygulamalarının kalıcı hale geldiği koşullarda, CHP’nin geri çekilmeyip sokağa çıkması azımsanmayacak bir adımdır. Bu yönüyle Kürkçü’nün “direniş” vurgusu anlamlıdır.

Ancak Marksist bir bakış açısıyla burada bazı sınırları da görmek gerekir. CHP tarihsel olarak Türkiye burjuvazisinin kurucu partisidir. Yani verdiği her mücadele, işçi sınıfının çıkarları adına değil, burjuvazinin “istikrar” ve “hukuk devleti” talepleri adına verilmektedir. Kürkçü’nün yazısında eksik kalan nokta da budur: CHP’nin mücadelesi, sınıfsal özü itibarıyla, emekçilerin bağımsız kurtuluş mücadelesiyle aynı kefeye konamaz.

Örneğin Kürkçü, CHP’nin farklı şehirlerdeki mitinglerinin “halkta moral yarattığını” söylerken haklıdır. Ama aynı CHP, işçilere grev yasağını getiren düzenlemelere karşı ne ölçüde aynı kararlılığı göstermektedir? Ya da Kürt illerinde kayyum rejimine karşı bir direniş örgütlemek yerine çoğu zaman devletçi reflekslere saplanıp kalmadı mı? Bu çelişkiler, CHP’nin “direniş” kapasitesinin sınıf sınırlarını ortaya koyuyor.

Yine Kürkçü’nün dikkat çektiği bir başka nokta da, iktidarın CHP içindeki bazı kanatları bölmeye dönük hamleleridir. Bu tespit yerindedir. Fakat buradan “CHP’nin bütünlüğünü korumak” gibi bir görev çıkarmak işçi sınıfının görevi değildir. Emekçiler için esas olan, kendi bağımsız siyasal hattını kurmaktır. CHP bölünür ya da birleşir; ama işçi sınıfının kurtuluşu hiçbir burjuva partisinin kaderine bağlı değildir.

Bugün örgütsüz ve dağınık durumda olan sosyalist hareketin karşısındaki en büyük tehlike, CHP’nin “demokrasi” adına yürüttüğü mücadeleye sorgusuz katılmak ve onun kuyruğuna takılmaktır. Bu, işçi sınıfı siyasetine hiçbir şey kazandırmaz, tersine onun görünürlüğünü ve bağımsızlığını gölgeler. Doğru tavır, CHP’nin otoriterleşmeye karşı attığı her somut adımı “emekçiler için kazanım” olarak görmek ama aynı anda bu sınırları teşhir ederek kendi sınıf hattımızı inşa etmektir. Lenin’in ifadesiyle, burjuvazinin attığı demokratik adımı sahiplenmek ama aynı anda işçi sınıfını bu sınırları aşmaya çağırmak gerekir.

Dolayısıyla sosyalistlerin görevi CHP’nin saflarına katılmak değil, onun açtığı sınırlı siyasal alanı işçi sınıfının örgütlülüğünü geliştirmek için kullanmaktır. CHP “direnir” ya da “geri çekilir”; ama gerçek direniş, ancak işçilerin ve emekçilerin kendi örgütlü mücadelesiyle hayat bulacaktır.


Yorumlar

Yorum bırakın