🛠️Düzenin İki Kanadı Arasında: Onur Kaybı ve Sınıf Gerçeği

Akın Öztürk. 15 Ağustos 2025

Burjuva siyaseti, görünüşte çatışan partiler arasında kalın duvarlar varmış izlenimi yaratır. Oysa bu duvarlar, halkın gözünde var; sermayenin salonlarında ise yoktur. Partiler, sermaye düzeninin çıkarları söz konusu olduğunda, kapalı kapılar ardında aynı sofrada buluşur. Bugün Özlem Çerçioğlu’nun yıllardır yönettiği Aydın Büyükşehir Belediyesi’nden sonra AKP saflarına geçmesi, bu çıplak gerçeğin yeni bir örneğidir.

Burada mesele yalnızca bir siyasetçinin partisini değiştirmesi değildir. Mesele, hangi sınıfa yaslandığıdır. Çerçioğlu ve eşi, mülk sahibi, sermaye ile organik bağları olan bir toplumsal konuma sahiptir. Bu sınıfsal kök, hangi rozetin takıldığına bakmaksızın siyasal yönelimleri belirler. Sermaye sınıfının çıkarlarına hizmet eden bir belediyecilik anlayışı, ister “sosyal demokrat” diye sunulsun, ister “hizmet belediyeciliği” etiketi taşısın, özünde aynıdır.

Bugün AKP, bütün yıpranmışlığına rağmen hâlâ düzen içindeki geniş kesimler için cazibe merkezi olabiliyorsa, bu onun yalnızca devlet kaynaklarını kontrol etmesinden değil; burjuvazinin tüm fraksiyonlarının çıkarlarını barındıran bir merkez olmasındandır. Çerçioğlu gibi figürler, bir dönem “muhalif” rolü oynayarak meşruiyet kazandırdıkları düzenin diğer kanadına, gerekli koşullar oluştuğunda kolayca geçebilir.

Ama burada ek bir boyut daha var: Hepimizin bildiği o tehdit ve baskı gerçeği. Düzen, kendi içinde bile “itaat” talep eder. Ve ne yazık ki, bu baskıya boyun eğmek, çoğu zaman kişisel çıkarların ve siyasi kariyerin korunması uğruna, onur kırıcı tavizler verilmesine yol açar. Halkın oylarıyla gelmiş bir makamı, halkın iradesi yerine bu tehditlerin belirlemesi, sadece kişisel bir zafiyet değil, düzen siyasetinin çürümesinin kanıtıdır.

Bu tablo, demokrasi mücadelesini bulanıklaştırır. Halkın önüne, aynı sınıfsal düzenin farklı vitrinleri konur; iktidar ile muhalefet arasındaki sınırlar silinir. Emekçi sınıflar ise, “sol” ya da “sağ” rozetli ama aynı sermaye çıkarlarının temsilcisi olan politikacılar arasında seçim yapmaya zorlanır.

Sorun, tek tek kişilerin karakterinden ibaret değil; asıl sorun, sermaye düzeninin bu tür geçişleri doğal hale getiren yapısındadır. Onurun, halk iradesinin ve gerçek demokrasinin korunması, bu düzenin sınırları içinde mümkün değildir. Çözüm, emekçilerin kendi bağımsız siyasetini kurmasında; kendi çıkarlarını savunan örgütlü gücü yaratmasındadır.