Akın Öztürk 17 Eylül 2025
Veysi Sarısözen, son yazısında “komünleşmenin büyük önemi”nden söz ediyor. AKP iktidarının “zaman kazanma” taktiğini, muhalefeti bölme hamlelerini doğru şekilde teşhis ediyor. Fakat çözüm olarak sunduğu “komünleşme” fikri, sınıfsal içerikten arındırılmış, liberal bir çerçevenin ötesine geçmiyor.
Sarısözen’in önerisi şudur: Her mahallede, köyde, sokakta farklı temalar etrafında komünler kurulmalı, belediyelerle entegre edilmeli ve bu yolla yerel halkın kararları resmiyet kazanmalıdır. Bu yaklaşım ilk bakışta halkçı ve umut verici görünebilir. Ancak burada asıl mesele gözden kaçırılmaktadır: Komün, eğer üretim ilişkilerine dokunmuyorsa, işçi ve emekçilerin sömürüye karşı örgütlü mücadelesini büyütmüyorsa, yalnızca bir katılım dekoruna indirgenir.
Komünleşme çağrısında “işsizliğe, sömürüye, açlığa” karşı mücadeleden söz ediliyor, fakat işçi sınıfının bağımsız politik öznesine, fabrikadaki, atölyedeki, çağrı merkezindeki örgütlenmesine tek satır yok. Belediyeler aracılığıyla “komünleşme” düşüncesi, merkezi devletin baskı aygıtlarını hesaba katmayan bir iyimserlik taşıyor. Kayyum saldırılarının, bütçe kısıtlarının ve merkezi denetimin hüküm sürdüğü koşullarda belediyeler üzerinden “komün” kurmak, gerçeklikten çok bir hayal oluyor.
Daha önemlisi, Sarısözen’in yaklaşımı doğrudan Öcalan’ın ideolojik çizgisine dayanıyor. Bu çizgi, sınıf mücadelesini ikincil hale getirip, kapitalizm içinde “demokratik modernite”nin mümkün olduğunu ileri sürüyor. Oysa kapitalizmin özü artı-değer sömürüsüdür; bu ortadan kaldırılmadıkça ne yerel komünler ne de belediyeler gerçek bir kurtuluş sağlayabilir.
Komünleşme, eğer gerçek anlamıyla gündeme gelecekse, üretim araçlarının denetimini hedeflemelidir. İşyerlerinde komiteler, sendikaların tabandan güçlendirilmesi, grev örgütlenmeleri, kooperatifleşme ve mahalle dayanışmalarıyla birleştiği ölçüde devrimci bir içerik kazanır. Aksi halde “komün” yalnızca yerel yönetim reformu olarak kalır.
Kürt halkının demokratik hak talepleri meşrudur ve bu talepler için verilen mücadele kıymetlidir. Fakat bu taleplerin işçi sınıfının çıkarlarıyla birleşmediği, sömürü düzenine karşı ortak bir sınıf mücadelesine bağlanmadığı sürece, komünleşme çağrısı kapitalizmin sınırlarını aşamayacaktır.
Sarısözen’in yazısı, mevcut düzenin krizini iyi gözlemliyor, fakat çıkış yolunu yanlış yerde arıyor. Halkın gerçek kurtuluşu, komünlerin romantik bir yerel demokrasi tahayyülünde değil; işçi sınıfının üretim ilişkilerini hedef alan örgütlü mücadelesindedir.
Yorum bırakın