Akın Öztürk 01 Temmuz 2025
Sivas Katliamı’nı yalnızca geçmişin karanlık bir anı olarak görmek yanıltıcı olur.
Bu katliam, bugünkü otoriter tek adam rejiminin ideolojik, siyasal ve kadrosal zeminini kuran eşiklerden biridir.
O gün Madımak’ın önünde “Şeriat istiyoruz!” diye bağıranlar, bugün sarayın duvarlarında, iktidarın bakanlıklarında, belediyelerinde, medya kuruluşlarında yer buldular.
Sivas’a göz yuman güvenlik ve adalet mekanizmaları, sonrasında FETÖ-AKP ortaklığıyla yapılandırıldı.
Sistematik laiklik düşmanlığı, Alevi karşıtlığı ve biat kültürü; aynı programın adımları olarak uygulandı.
Daha da çarpıcısı:
O gün sanıkları savunan bazı avukatlar, bugün iktidar partisinde milletvekili, bakan, hatta Anayasa Mahkemesi üyesi olarak görev yapıyor.
Sivas Katliamı, yargılanmadı. Tersine, failleri ödüllendirildi.
Bu sistem, Sivas’ı yakmakla kalmadı; küresel sermaye ve siyasal İslam ortaklığında rejim inşa etti.
Suruç ve Ankara: Aynı Katliam Zinciri
Sivas’la başlayan cezasızlık ve karanlık, 2015’te başka biçimlerde tekrar sahneye çıktı.
20 Temmuz 2015’te Suruç’ta, IŞİD bağlantılı bir canlı bomba, Kobane’ye oyuncak ve kitap götürmek isteyen genç sosyalistleri hedef aldı: 33 kişi hayatını kaybetti.
10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde, barış mitingine gelen binlerce emekçinin ortasında yine bir canlı bomba patladı. 100’den fazla insan öldü.
Her iki katliamda da uyarılara rağmen güvenlik önlemi alınmadı.
İstihbarat göz yumdu.
Saldırganlar daha önce biliniyordu.
Ve sonrasında gelen, yine tanıdıktı: sessizlik, cezasızlık ve unutturma.
Sivas’ta laiklik,
Suruç’ta gençlik,
Ankara’da barış ve işçi sınıfı hedefteydi.
Bu katliamlar, bugünkü rejimin inşasında yalnızca ideolojik değil, fiili bir şiddet mimarisidir.
Her biri, halkı sindirme, muhalefeti parçalama, örgütlü yapıları dağıtma stratejisinin bir parçasıdır.
Ne Yapmalı?
Bu ülkede işçiyi güvencesizleştiren, köylüyü toprağından eden, kadını eve hapseden, gençliği geleceksizliğe mahkûm eden güç ile; aydını yakan, laikliği hedef alan, halkı mezhep kimliğine sıkıştıran güç aynı düzendir.
O yüzden bugün Sivas’ı anmak yetmez.
Sınıfsal hesaplaşma olmadan, gerçek bir yüzleşme olmaz.
Madımak yalnızca bir utanç değil, bir görevdir.
Bize düşen, bu karanlıkla tam cepheden mücadeledir.
Bugün 2 Temmuz.
Yas değil, mücadele günüdür.
Sadece hatırlama değil, hesap sorma günüdür.
Ve sözümüz açık:
“Unutursak kalbimiz kurusun.
Affedersek, geleceğimiz yakılır.”
Sözümüz Var
Biz;
Metin Altıok’un dizelerini,
Behçet Aysan’ın haykırışını,
Muhlis Akarsu’nun sazını devralıyoruz.
Biz;
Aydınlığın yanında,
Gericiliğin karşısındayız.
Ve biz,
Sivas’ın, Suruç’un, Ankara’nın hesabını soracak olanlarız
Yorum bırakın