🗞️Yanıyoruz: Bu Yangın Halkın Değil, Sermayenin Eseri

Akın Öztürk- 02 Temmuz 2025

Türkiye bir kez daha yanıyor.

Ormanlar yanıyor, köyler boşalıyor, tarım alanları kül oluyor.

Ve her yıl olduğu gibi yine aynı tabloyla karşı karşıyayız:

Devlet geç kalıyor.

Yardım yine halktan geliyor.

Ama bedeli hep aynı sınıfa çıkıyor: köylüye, işçiye, yoksula.

Bu yangınlar “doğal afet” değildir.

Bu yangınlar bir sistem ürünüdür.

Daha açık söyleyelim: Bu yangınlar, sermaye düzeninin ateşidir.

Sınıfsal Bir Felaket Kim Yanıyor?

Ormanlar herkesin mi?

Kağıt üstünde belki.

Ama gerçek öyle değil.

Yanan orman sadece doğa değil;

Orman köylüsünün evi,

Yörük kadınının keçisi,

Tarım işçisinin zeytinliği,

Emeklinin yıllardır büyüttüğü bahçesi.

Yangın söndürülmediğinde, yalnızca ekosistem değil, emekle geçinen milyonların hayatı kül oluyor.

Felaketler “Doğal” Değil, Sınıfsal

Tıpkı orman yangınlarında olduğu gibi, son yıllarda yaşadığımız diğer “doğal” felaketler de, aslında doğayla değil, düzenle ilgilidir.

Dere yataklarına inşa edilen konutlar, Karadeniz’de halkı sele boğuyor.

İmar affıyla ruhsat verilen çökmeye yüz tutmuş yapılar, depremde binlerce can alıyor.

Fay hattına kurulan şehirlerde müteahhit zenginleşirken, çökende halk oluyor.

Deprem, sel, yangın… Hepsi aynı sınıfsal sorunun farklı biçimleridir:

Rant için halkın hayatından vazgeçen bir rejim.

Devlet Neden Müdahale Etmiyor?

Çünkü bu düzenin önceliği halk değil.

THK uçakları yıllardır hangarda çürüyor.

Orman köylülerine eğitim verilmiyor, araç sağlanmıyor.

Deprem toplanma alanları AVM’ye çevriliyor.

Karadeniz’de HES’lerle, dere yataklarıyla oynanıyor.

Devlet sınıfsaldır.

Bu düzende halkın yanması da, boğulması da, göçük altında kalması da doğal değil, sistematiktir.

Ve şunu bilelim:

Saray’ın yalnızca bir aylık gideriyle, en az 18 ila 21 yangın söndürme uçağı alınabilirdi.

Ama o parayla orman değil, itibar inşa etmeyi seçtiler.

Bu nedenle bu düzen, sadece rantla değil, yangınla, sellerle, depremlerle büyüyen bir çürümedir.

Yanan Sadece Orman mı?

Yangından sonra ne oluyor?

“Turizm alanı” ilan edilen ormanlar,

“Yeniden yapılandırma” bahanesiyle TOKİ’ye açılan köyler,

“Yeniden ağaçlandırma” ihalesiyle cebini dolduran şirketler…

Depremden sonra da aynı:

Yıkım alanları müteahhitlere ihale ediliyor.

Yerinden edilen yoksullara kira ödemesi yapılmıyor.

Yeni konutlar yine “parası olan” için yapılıyor.

Yani felaketin sonunda yeniden doğa değil, sermaye yükseliyor.

Ne Yapmalı?

Bu yangınlar, seller ve depremler kapitalizmin afeti haline gelmiştir.

Biz bu felaketleri “doğa bizi cezalandırıyor” diye açıklayamayız.

Bu, doğaya, halklara ve emeğe düşman bir sistemin sonucudur.

Ne yapılmalı?

Ormanlar, dereler, yerleşim alanları kamusal denetim altında olmalı.

Felaket bölgelerinde halk meclisleri kurularak müdahale ve yeniden inşa süreci halka bırakılmalı.

Rantçı kentleşmeye son verilmeli; yaşam alanları, doğa ile uyumlu ve eşitlikçi şekilde planlanmalı.

Bu talepler yalnız çevresel değil, devrimci taleplerdir.

Son Söz

Bu ülkede her yaz ormanlar, her kış seller, her birkaç yılda bir depremler halkı yakıyor. Ama bu yalnızca doğanın değil, bu düzenin yangınıdır.

Felaketin kader olmadığını bilenler için yapılacak tek şey vardır:

Doğayı, emeği ve yaşamı savunmak için örgütlü mücadeleyi büyütmek.

Çünkü ormanları da, evleri de, hayatlarımızı da ancak halk kurtarabilir.

Ve biz, bu düzeni değiştirecek olanlarız.


Yorumlar

Yorum bırakın