🗞️Yargı, Otokrasi ve Halkın İradesi: Gerçek Mücadele Nerede?

Akın Öztürk 29 Haziran 2025

Türkiye, günümüzde sadece siyasi partilerin iç çekişmeleriyle değil; aynı zamanda otoriter rejimin baskı ve yargı aygıtlarıyla muhalefeti tasfiye etme operasyonlarıyla da sarsılıyor. CHP’nin kurultayının iptali için açılan dava, bu baskının somut örneklerinden biridir. Ancak mesele sadece bir parti içi hukuk süreci değil, otokratik rejime karşı emekçi halkların ve ezilenlerin direniş mücadelesinin zayıflatılmasıdır.

Yargı: Egemen Sınıfın Politik Aracı

Türkiye’de yargı, halkın hak ve özgürlüklerini güvence altına almak bir yana; sermaye sınıfının, devlet bürokrasisinin ve iktidarın tahakküm aracı haline gelmiştir. Bu davada da gördüğümüz üzere, yargı eliyle yapılan müdahaleler sadece muhalefetin iç işleyişini değil, aynı zamanda halkın değişim ve demokrasi talebini boğmayı hedeflemektedir.

Bu yüzden yargı karşısında durmak, sadece hukuki bir mücadele değil; toplumsal muhalefetin, işçi sınıfının ve halkın siyasal iradesinin korunması mücadelesidir.

Burjuva Muhalefetin Sınırlılıkları

CHP’nin özellikle Ekrem İmamoğlu çizgisi, burjuva düzenin sınırları içinde hareket eden bir temsiliyet biçimidir. İmamoğlu’nun yükselişi, halkta bir umut yaratmış olsa da, bu umut sermaye sınıfının ve devletin meşruiyet sınırlarını aşmaktan uzaktır.

Bu nedenle, devletin İmamoğlu’na yönelttiği baskı ve yargı saldırısı, burjuva sınıf içi güç dengelerinin yansımasıdır; emekçi halkların gerçek taleplerini temsil etmediği sürece bu baskılar bitmeyecektir.

Otokrasiye Karşı Demokrasi Mücadelesi

İnsanın en temel haklarının hiçe sayıldığı, İslamcı düşünceyle milliyetçi ideolojinin kesiştiği, saldırgan milliyetçilikle hukukun askıya alındığı ve despotizmin egemen kılındığı bir dönemde, demokrasi mücadelesi ezilenler için yaşamsal bir ihtiyaçtır.

Bu tarihsel gerçeklik yalnız bugünün değil, dünün de sorunudur. Lenin’in Çarlık otokrasisine karşı yürüttüğü devrimci mücadelede de benzer bir kavrayış vardı. Lenin, 1905 ve 1917 devrimleri sürecinde defalarca vurguladığı gibi, en ileri düzeyde demokrasiyi savunmak gerektiğini söylerken, bu demokrasi anlayışını hiçbir zaman burjuvazinin sınırlarına hapsetmedi. Aksine, şunu açıkça ilan etti:

“Demokratik devrim tamamlanmadan sosyalist devrim düşünülemez. Ama demokratik devrimin tam başarısı da yalnız işçi sınıfının önderliğinde mümkündür.”

(İki Taktik, 1905)

Lenin’e göre tüm ezilenlerin, ulusların ve emekçi sınıfların kendi kaderini tayin hakkı, otokrasiye karşı birleşik halk hareketinin temel taşıdır. Bugün biz Marksistler de aynı anlayışla diyoruz ki:

“Hedefimiz, herkes için demokrasi – ama sınıf egemenliğine karşı bir demokrasi!”

Otokrasinin hukuk ve yasa tanımaz saldırılarına karşı her aşamada ezilenlerden, emekten ve demokrasiden yana taraf olduk ve olmaya devam ediyoruz. İşçi sınıfımız başta olmak üzere, tüm emekçi halkın, ezilenlerin ve gençliğin; tarihsel inisiyatifi alarak,ezilenlerin birleşik cephesini kurması ve gerçek demokrasiyi savunması elzemdir.

Gerçek Değişim Sınıf Mücadelesinden Geçer

Yargıdaki siyasi müdahale, burjuva muhalefetin iç çatışmaları, reformist kanatların zaafları bir yana; Türkiye’nin geleceği, işçi sınıfının, emekçilerin, kadınların, gençlerin bağımsız örgütlenmesinde ve mücadelede yatar.

Bu nedenle, CHP’nin ya da başka herhangi bir burjuva partisinin iç yapısını savunmak değil; bu gelişmeleri, emekçi sınıfların çıkarlarını savunan, Bu saldırılardan etkilenen en geniş kesimlerin,ezilenlerin birleşik cephesinin inşası için bir fırsat olarak değerlendirmek gerekir.

Mücadele Çağrısı

Yargının sınıfsal karakterini teşhir etmeli, yargı eliyle yapılan baskılara karşı birleşik ve kararlı bir duruş sergilemeliyiz.

Emekçi halk kitlelerinin iradesine dayanan, yukarıdan değil aşağıdan örgütlenen ve sınıfsız bir topluma doğru ilerleyen bir halk demokrasisini savunmalıyız.

Reform sınırlarını aşan, otokrasiyi yıkmayı hedefleyen en geniş kesimlerin birliğini inşa etmek için güç birliği yapmalıyız.


Yorumlar

Yorum bırakın