Akın Öztürk 30 Ağustos 2025
Türkiye’nin yakın tarihine baktığımızda 30 Ağustos ve 1 Eylül, takvim yapraklarında ardı ardına gelen iki gün gibi görünse de, aslında birbirini tamamlayan tarihsel dersler taşır. 1922’de kazanılan 30 Ağustos Zaferi, emperyalist işgale karşı Anadolu halklarının ayağa kalkışının ürünüdür. Cephelerde dövüşen köylüler, yoksullar, işçilerdi. Halkın olağanüstü fedakârlığı olmasa bu zafer mümkün olmazdı. Ancak bu büyük zafer, halkın kendi iktidarına giden yolu açmadı. Osmanlı’dan devralınan mirasta güçlü bir burjuva sınıfı yoktu. Cumhuriyet yönetimi bu boşluğu devlet eliyle kapatmaya çalıştı. 1923’te toplanan İzmir İktisat Kongresi bunun en açık göstergesiydi. Kongre’nin girişinde “Türkler, siyasi bağımsızlığını kazandıktan sonra iktisadi bağımsızlığını kazanmazsa gerçek bağımsızlığa erişemez” yazıyordu. Ancak içeride alınan kararlar, köylülerin, işçilerin lehine değil; devlet eliyle yaratılacak “milli burjuvazi”nin lehine oldu. Gümrük duvarlarıyla korunan sermaye sınıfı palazlandırıldı, işçilerin sendikal ve grev hakları ise bastırıldı. Aynı yıllarda Mustafa Suphi ve 14 yoldaşının Karadeniz’de katledilmesi, bu sürecin kanlı bir işaretiydi. Anti-emperyalist mücadelenin sosyalizme evrilmesinden korkan yeni rejim, halkın gerçek kurtuluş yolunu daha baştan kapattı. Ulusal zafer, emekçilerin iktidarına değil, devlet eliyle sermayenin iktidarına dönüştü.
1 Eylül ise bambaşka bir tarihsel anlam taşır. 1939’da Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgaliyle başlayan İkinci Dünya Savaşı insanlık tarihinin en büyük yıkımına yol açtı; 55 milyondan fazla insan hayatını kaybetti. Bu büyük felaketin ardından barış talebi dünya halklarının ortak sesi oldu ve 1949’da Dünya Barış Konseyi’nin önerisiyle 1 Eylül “Dünya Barış Günü” ilan edildi. Savaşın en ağır yükünü taşıyan Sovyetler Birliği ve sosyalist ülkelerin girişimiyle 1 Eylül, yalnızca silahların susması değil, sömürünün ve faşizmin sona erdiği eşit bir dünya mücadelesinin sembolüne dönüştü. Türkiye’de de 1970’lerden itibaren sendikalar ve demokratik kitle örgütleri bu günü çeşitli eylemlerle andılar. 12 Eylül darbesinden sonra 1 Eylül anmaları yasaklandı, sokaklara çıkan işçiler şiddetle bastırıldı. Günümüzde de çoğu şehirde 1 Eylül anmaları yasaklanmakta, barış isteyenlere “terör” suçlamaları yöneltilmektedir.
Bugün Dünya Sendikalar Federasyonu’nun “Savaş için çalışmayı reddediyoruz” çağrısı tam da bu tarihsel mirasa yaslanıyor. Bu slogan, işçilere yalnızca ekonomik talepler için değil, siyasi talepler için de mücadele sorumluluğunu hatırlatıyor. Çünkü savaşların en ağır faturası hep işçilere kesiliyor. Cepheye sürülen gençler, savaş ekonomisinin yükünü sırtlanan işçiler, pazarda artan fiyatlarla boğuşan yoksullar ve çocuklarının geleceğini kaybeden aileler… Savaşın maliyeti sofralara zam, ceplere yoksulluk, hayatlara umutsuzluk olarak dönüyor. Bugün Ukrayna’da, Filistin’de, Ortadoğu’nun dört bir yanında süren emperyalist savaşlar bunun en yakıcı örnekleridir. Türkiye’de ise iktidar, milliyetçi ve savaşçı söylemlerle halkların barış talebini bastırıyor, barış isteyenleri kriminalize ederek susturmaya çalışıyor.
30 Ağustos’un gerçek mesajı, halkların birleşince neler yapabileceğini göstermesidir. 1 Eylül’ün mesajı ise bu birliğin ulusal sınırların ötesine geçmedikçe kalıcı bir kurtuluş sağlamayacağıdır. Ulusal zaferler, halkın gerçek özgürlüğünü garanti etmez; gerçek zafer ancak emekçilerin kendi iktidarını kurmasıyla ve enternasyonal dayanışmayla tamamlanır. Bugün resmi törenlerle 30 Ağustos’un milliyetçi bir “gurur gününe” indirgenmesi, 1 Eylül’ün ise sessizce takvim yapraklarının arasında unutturulmaya çalışılması tesadüf değildir. Çünkü her iki tarihin gerçek dersi emekçilerin birliği, halkların dayanışması ve sınıfsal kurtuluş gerçeğinde yatmaktadır.
Tarih bize şunu söylüyor: halklar birleştiğinde zafer ve barış mümkündür. Ama o zafer yalnızca devlet eliyle yaratılan sermaye düzeninin değil, emekçilerin zaferi olduğunda anlamlıdır. Ve o barış yalnızca silahların susması değil, sömürünün sona erdiği bir barış olduğunda kalıcıdır. Gerçek zafer ve gerçek barış, işçi sınıfının enternasyonal mücadelesindedir.
Yorum bırakın