Değerli dostlar, yoldaşlar,
Katledilişinin 43. Yılında Talip ÖZTÜRK’ü SAYGIYLA ANIYORUZ.
Talip Öztürk’ü anarken, onun şahsında, Mustafa Suphi Yoldaş’ı, Bilen Yoldaş’ı, Deniz Yoldaş’ı, Mehmet Çakmak Yoldaş’ı, Ali İhsan Özgür Yoldaş ve bu yolda savaşarak düşen tüm diğer devrim şehitlerimizide anıyor ve önlerinde saygıyla eğiliyoruz.
Yoldaşlar,
– Talip Öztürk 1947 yılında Erzurum’da 10 çocuklu bir ailenin 7. çocuğu olarak dünyaya geldi.
– 1959’da ilkokulu, 1965’te öğretmen okulunu bitirdi.
– 1967 tarihinde eğitim enstitüsü edebiyat bölümünden mezun oldu ve Kütahya Simav Çiftgöl Ortaokulu’na edebiyat öğretmeni olarak atandı.
– 1968 yılında bu ilçedeki Türkiye Öğretmenler Sendikası şubesinin yönetiminde görev aldı.
– 1970 yılında İstanbul Güngören Ortaokulu’na atandı. Aynı okulda çalışan Işık Öğretmen’le evlendi. Demir ve Bahar adlarında iki çocuğu var.
– 1976 yılında TÖB DER İstanbul Şube Başkanlığı’na getirildi.
-1976 yılında Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi’ne parti üyeliği için başvurdu. Aynı yıl merkez komitesi tarafından parti üyeliğine kabul edildi. Parti’nin Birlik ve Dayanışma’daki ikinci üyesidir.
– 1977 yılında Birlik ve Dayanışma, tüm grupların toplamından 781 oy fazla alarak, seçimi kazanması üzerine 2. kez İstanbul Şube Başkanlığı’na getirildi.
– 1978’de TÖB-DER 4. Olağan Kongresi öncesinde Birlik ve Dayanışma’nın Türkiye çapında Genel Başkan adaylığına seçildi.
– İşçi sınıfının yolunda, Birlik ve Dayanışma’nın en ön saflarında onurla yürüdü.
– Ulusal ve toplumsal kurtuluş bayrağını yükseklerde tuttu.
– Bilinçli yaşamının her anında, emeği en yüce değer olarak gören, birlikte üreten, yoldaşça paylaşan, halkları kardeşleşmiş bir ülke, barış içinde, özgür ve eşit bir dünya için mücadele etti.
-16 Kasım 1979’da paramiliter faşist çeteler tarafından okul çıkışında katledildi.
– Cenazesi onbinlerin ellerinde taşındı.
– İşçi sınıfının ve gücünü Birlik ve Dayanışma’da birleştiren kitlelerin bilincine ve yüreklerine gömüldü.
Değerli Dostlar, Arkadaşlar, Yoldaşlar,
Talip Öztürk ve yoldaşlarının yaşadığı dönem fırtınalı bir dönemdi.
Dünya genel bir krizden geçiyordu. Ülke ondan daha ağır bir krizin içindeydi. Emperyalizmin genel bunalımı, kapitalizme göbeğinden bağlı bir ülke haline getirilen Türkiye’nin iç kriziyle birleşerek toplumu, felakete doğru sürüklüyordu.
Talip Öztürk ve yoldaşları bu krizden, ancak üretimin ve mülkiyetin, emek temelinde toplumsal yeniden örgütlenmesiyle çıkılacağını ön gördüler.
Bunun için örgütlendiler,
Bunun için savaştılar.
Yoldaşlar
Şu anda yine böyle bir kriz var.
Şimdi de dünya derin ve kapitalist sistem çerçevesinde çözümü olanaksız bir krizin içindedir. Toplumsal dünya, salgınlar ve savaşlarla at başı giden işsizlik, yoksulluk, sefalet ve açlık krizinin içine itilmiştir.
Bu kriz, insanın emeğini, alın terini ve doğayı amansızca yağmalayan sermayenin yarattığı bir krizdir.
Bu kriz insana rağmen doğaya karşı işleyen kapitalist üretim tarzının krizidir.
O zaman olduğu gibi bugün de kapitalizmin genel krizi, emperyalist kapitalizme göbeğinden bağlı bir ülke haline getirilen Türkiye’nin iç kriziyle birleşerek felakete doğru evrilmektedir.
Aynı nedenle biz de bu krizden üretimin ve mülkiyetin emek temelinde toplumsal yeniden örgütlenmesiyle çıkılacağını öngörüyor,
Bunun için örgütleniyor,
Bunun için savaşıyoruz.
Değerli Yoldaşlar,
Talip Öztürk ve o dönemde savaşan kadrolar ve güçler insanlık tarihinin en bilimsel, en anlamlı ve en yüksek davasını, özgürlük ve eşitlik davasını savundular ve bu kavgada barikatların doğru tarafında yer aldılar.
Özgürlük ve barışı, yeni bir dünyanın doğuşunu ve bunun için toplumsal ilerlemeyi savundular.
Bugün “toplumsal ilerleme” seçeneğinin insanlık için ne denli anlamlı, ne denli kapsamlı ve yüksek bir seçenek olduğu net biçimde açığa çıkmıştır.
Çağımız, geçici de olsa, toplumsal ilerleme seçeneğinden dışlanan günümüz dünyasının ne denli ağır ve durdurulmaz bir çürüme ve çöküşün içinde olduğunu açıkça gösteriyor.
Değerli dostlar,
Talip Öztürk ve devrim şehitlerimiz bize çok önemli bir şeyi, egemen oligarşilere güvenilmeyeceğini ve sermayeden insaf beklenemeyeceğini, ezilen ve sömürülen sınıfların, haklarını ancak savaşarak kazanabileceklerini öğrettiler.
Bu ders bugün çürütülemez bir gerçek olarak karşımızda duruyor.
O halde bu gün de egemen oligarşilere güvenilmeyecek, bugün de sermayeden insaf beklenmeyecek, bugün de kazanılacak ne varsa savaşarak kazanılacaktır.
Emekçi kitleler, ezilen sınıflar ve halklar özgürlüklerini ancak savaşarak kazanabilirler.
Savaşacak ve kazanacağız.
Yoldaşlar,
Talip Öztürk ve devrim şehitlerimiz bize bir başka şeyi daha öğrettiler; Onlar bize, önemli olanın uzun yaşamak değil anlamlı yaşamak olduğunu, haksızlığa zulme ve adaletsizliğe boyun eğerek yaşamaktansa, haksızlığa zulme ve adaletsizliğe karşı, ölümü dahi göze alarak savaşmak gerektiğini öğrettiler.
Onlar bu büyük ve anlamlı dersi tarihimize yaşamlarıyla yazdılar.
Onlar ayrıca şunu da öğrettiler; Toplumun kurtuluşu emeğin kurtuluşuna bağlıdır, emek sömürü ve baskıdan kurtulmadıkça toplum sömürü ve baskıdan kurtulamaz.
Onlar bu nedenle yolumuz işçi sınıfın yoludur belgisi altında yürüdüler, onlar bunun için işçi sınıfın tarihsel öz görevinde birleştiler.
Değerli dostlar,
Talip Öztürk ve bu yoldan, bizden önce geçen yoldaşlarımız, barış içinde bir dünya öngördüler. Savaşa karşı barış, sömürüye karşı savaş dediler.
Şimdi biz de diyoruz ki, sömürüye, baskıya, çağdaş köleliğe karşı özgürlük için, barış için, insanca yaşamak için verilen ve verilecek olan savaşlara evet.
Emeğin ve insanlığın ufkunu karartan, uygarlığı daha da aşağılara çeken, doğayı ve insanın doğasını ölümcül düzeyde etkileyen haksız, yağmacı ve köleleştirici savaşlara hayır.
Özgürlük için, kardeşlik için, barış için savaşa evet.
Sömürü için, yağma için, kölelik için savaşa hayır.
Değerli Arkadaşlar
Talip Öztürk ve yoldaşları Şimdi de dünya derin ve kapitalist sistem çerçevesinde çözümü olanaksız bir krizin içindedir. Toplumsal dünya, salgınlar ve savaşlarla at başı giden işsizlik, yoksulluk, sefalet ve açlık krizinin içine itilmiştir.
Bu kriz, insanın emeğini, alın terini ve doğayı amansızca yağmalayan sermayenin yarattığı bir krizdir.
Bu kriz insana rağmen doğaya karşı işleyen kapitalist üretim tarzının krizidir.
O zaman olduğu gibi bugün de kapitalizmin genel krizi, emperyalist kapitalizme göbeğinden bağlı bir ülke haline getirilen Türkiye’nin iç kriziyle birleşerek felakete doğru evrilmektedir.
Aynı nedenle biz de bu krizden üretimin ve mülkiyetin emek temelinde toplumsal yeniden örgütlenmesiyle çıkılacağını öngörüyor,
Bunun için örgütleniyor,
Bunun için savaşıyoruz.
Değerli Yoldaşlar,
Bizim tarihimiz başkaldırıların tarihidir.
Zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanların savaşım tarihidir. Bu tarihte büyük kavgalar kadar büyük ihanetler de vardır. Yine de bizim tarihimizin özü bu değildir.
Bizim tarihimiz çömleğin kalıptan, metalin cüruftan ayrılması gibi ihanet edenlerden ayrılarak mücadeleye devam edenlerin tarihidir.
Biz de, barikatın karşı tarafına geçen bu geçici yol arkadaşlarından yakamızı kurtarıyor ve mücadelemize devam ediyoruz.
Bu mücadele bizim bu uğurda yaşamlarını veren yoldaşlarımızla ve onların bize miras bıraktığı geleneğimizle olan sözleşmemizin bir gereği olarak sürüyor ve sürecektir.
Bu inançla Talip Öztürk’ü ve tüm devrim şehitlerimizi tekrar saygıyla anıyor, hepinizi içtenlikle selamlıyorum.
Yorum bırakın