🔷 🎤2013- Anma Konuşmaları

Sevgili amcam yine bir 16 Kasım yoldaşların, öğretmen arkadaşların, öğrencilerin, yeğenlerin, kardeşin, oğlun yani sevenlerinle yine her yıl olduğu gibi yanındayız.

29 Ocak 1921 yılında Ulusal kurtuluş savasının sosyalist bir devrime dönüşmesinden korkan Emperyalistler ve onların işbirlikçileri tarafından Mustafa Suphi ve onbeş yoldaşımızı hunharca katlettiler. Ülkemizde emekten yana, özgürlüklerden yana olan birçok devrimciyi katletmeye devam ettiler. Bundan 34 yıl önce seni de  öğretmenlik yaptığın okulun önünde vurdular. Daha sonra Kemal Türkler ve senden 3 yıl sonrada yine bir 16 Kasım günü Mustafa Hayrullah oğlunu.  Ve daha nicelerini.

Sizler egemenler için çok tehlikeliydiniz;  Amca, Sen Türkiye Komünist Partisini yığın örgütlerine çeken, kitlelere ulaştıran, ilk devrimci itilimi gerçekleştiren Birlik Dayanışma’nın  kurucusu, gerçek önderi ve hareketin legal alanlara çıkışının da öncüsü oldun.  Bu nedenledir ki egemenleri ürküttün. O günlerde parti soruna, yığın örgütlerinde çalışmaktan çok politik tercihlerin yığın örgütlerine indirilmesi açısından bakıyor ve “politik rotası olmayan legal çalışmaları” eleştiriyor iken, sen, yeni gerçekleri -legal çalışmanın önemini- zamanında kavramayı başarıyor ve o zamana dek kesinlikle illegal konumda kalmayı savunan partinin dar kadrosunu yığın örgütlerinde legal olarak konuşlandırıyor, böylece yeni kadrolarla diyalogu sağlıyor ve partiyi kitlelere ulaştırıyordun. İşte Birlik ve Dayanışma bu adımlardan, bu girişim ve gelişmelerden doğmuştur. Ama sadece o ilk devrimci adımların gerçekleşmesinde değil, daha sonra da başarılan ne varsa, yine senin o engin sağduyun ve büyük özverin sayesinde başarılmıştır. Birlik ve Dayanışma’nın gerek doğuşunda, gerek sonraki gelişen devrimci kitle etkinliğinde senin bilincin, emeğin, alın terin vardı.

Amcam’ın arkadaşı, yoldaşı Süleyman Şahin Talip’i şöyle ifade ediyor;

Talip Öztürk’ün; sadelik ve alçak gönüllülüğe sarılmış bir büyüklüğü, bir yüceliği vardı; o nedenle de bu büyüklük, bir halk adamlığı içinde eridiği için kimseyi rahatsız etmeyen, ezmeyen, kendisiyle yakınlaşmayı zorlaştırmayan bir büyüklük ve yücelikti.

Talip Öztürk örnek bir devrimciydi ve onun devrimciliği; tepeden tırnağa her hücresinde etiyle kemiğiyle yaşadığı, attığı her adıma, her sözüne, her davranışına sindirilmiş, doğal bir yaşama biçimine dönüştürülmüş bir devrimcilikti. Bazen giyilen, bazen de çıkarılan iğreti bir giysi değildi. Yiğitliği, sınırsız özverisi, her yaştaki ve her düzeydeki insana gösterdiği özen, onlara verdiği ve içtenliği hemen hissedilen değer, kendileriyle konuşurken tutturduğu ortak dil, bir insanı yetiştirmek için gösterdiği gayret… kendisine verilen değerin, gösterilen içten sevginin nedenlerinden birkaçıdır sadece.

İşte amcam, hocamın da bahsettiği bu özellikleri ile öne çıkmış; Kitleleri etkilemiş, özellikle birleştirici yönü egemenleri tedirgin etmiş ve sonuç malum.

12 Eylül Faşist darbesi sonrası Emperyalizm ve onların işbirlikçisi iktidarlar sizlerin yokluğunuzda rahat bir nefes almışlar, sömürü, talan, düzenleri, insanı, doğayı her şeyin metalaştırıldığı yıllarda karlarına kar katmışlar. Onlar zenginleşirken emekçiler her geçen gün daha da yoksullaşmış, yüksek ücret alan beyaz yakalı işçilerin  ise özel yaşantısını, insan olduğunu unutur noktaya geldiği bir ortamda 31 Mayıs’ta patlak veren ve Türkiye sathını bir orman yangını gibi saran halk isyanında idealleriniz yeniden bayraklaştı. Amca seni öldürdüğünü yok ettiklerini sananlar gezide yüzlerce, binlerce Taliplerle karşılaştı. Günlük hayatta birbiriyle yolu hiç kesişmemiş on binlerce talip aynı mekânı paylaştı yemeklerini ortak mutfaktan yedi, kütüphaneleri vardı, revirleri vardı. Üstelik sadece orada kalanları değil, çevreden ya da uzaktan yemek, ilaç, kitap ve başka ihtiyaçları sağlamak için gelenleri de kendi güzel dünyasına bulaştırmış oldular.

Taksim Komünü bir halk hareketinin yasakçı bir hükümete gösterebileceği en çarpıcı direnişti. Düşünsene, 1 Mayıs’ta Taksim’i engelleyen, kitle hareketine alay eder gibi Kazlıçeşme’nin çiçeğini, böceğini, deniz manzaralı oluşunu öven bir başbakana ve 1 Mayıs’tan sonra Taksim ve civarında küçük büyük her türlü eylemi yasaklamaya çalışan bir polise cevaben kitle Taksim meydanında sadece slogan bağırmıyor; şarkı söylüyor, yemek yiyor, uyuyor, kendini eğitiyor, dostluklar ediniyor. Bu, bir hükümetin madara olmasıdır başka bir şey değil! Taksim Komünü bir yanıyla geleceğin ortak yaşamına işaret ediyorsa, bir yanıyla da bugünkü gericiliğe meydan okudu.

31 Mayıs’ta patlak veren, halk hareketi haziran ayında sel oldu aktı, gençlik yaşadı, sordu, sorguladı. Direniş sadece Taksim’le kalmadı ülke geneline hatta yurtdışına kadar yayıldı. 15 Haziran’da Gezi’nin, ardından da başka kentlerdeki özgür meydanların polis şiddetiyle boşaltılmasından sonra, hareket evine dönmedi. İsyan, daha düşük bir yoğunlukta sürdü, sürüyor. Merkezi bir parkta komünvari yaşamın yerini semt ve mahalle parkları demokrasisi, halkın forumları aldı. Nasıl ayakta dururuz, nasıl yürürüz, nasıl genişleriz, kazanmak için neler yapabiliriz? Halk isyanı kendi içinde konuşarak olgunlaşıyor. Alevi yeniden harlandığında daha olgun, daha bilge, bu yüzden de daha güçlü olacak.

Amca Gezi direnişi sırasında da egemenler seçilmiş 6 fidanı daha katlettiler;

Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Ahmet Atakan, Medeni Yıldırım

Ali İsmail Korkmaz ile sana selam gönderdik.

Yazar yaşar Miraç’ın dediği gibi

talibiz her birimiz

ölmeye bir kez değil

bin kez olsun

ölmeye.

Talibiz biz hepimiz                                         Talibiz her birimiz

Bu kavgada bu yolda                         Hiçbir zaman ölümle

Düşenlerin yerini                                            yarıda kalmayacak

Doldurup yürümeye                                       Son soluklarda bile

Söylenecek türkümüz.

.