🔷Birlik ve Dayanışma Hareketinin Doğuşu

Birlik ve Dayanışma Amblemi Birlik ve Dayanışma Hareketinin Doğuşu

Birlik ve Dayanışma, yalnızca bir grubun adı değil; 1970’lerin fırtınalı döneminde, dünya ve Türkiye ölçeğinde yaşanan büyük sarsıntılara verilen örgütlü bir sınıf yanıtıdır. Hareket, hem uluslararası düzeyde emperyalizmin yeni stratejik konumlanışına, hem de Türkiye’de öğretmen hareketinin ve demokratik kitle örgütlerinin karşı karşıya kaldığı ağır baskılara karşı gelişen bir çizgi olarak ortaya çıktı.


Emperyalizmin Yeni Stratejisi ve 1970’ler Türkiye’si

1970’ler, tekelci kapitalizmin ulus sınırlarını aşarak uluslarötesi sermaye ölçeğinde yeniden örgütlendiği; eski sömürgeciliğin yerini yeni sömürgecilik biçimlerinin aldığı bir dönemdi. Bu süreçte emperyalizm, “çevreden merkezi kuşatma” stratejisiyle hem sosyalist sisteme, hem ulusal kurtuluş hareketlerine, hem de işçi sınıfı mücadelelerine aynı anda saldırıyordu.

Yeni sömürgecilik, bağımsız görünen ülkeleri ekonomik ve siyasal olarak yeniden bağımlılaştıran yağmacı bir düzenekti. Bu düzenek, bir yandan ulusötesi finans sermayesinin ülkeden ülkeye yayılmasını sağlıyor; öte yandan bu ülkelerde emperyalist güdümlü otoriter rejimlerin inşasıyla siyasal kuşatma halkalarını sıkılaştırıyordu.

Türkiye, bu zincirin en kritik halkalarından biriydi. Sovyetler Birliği’ne yönelik dar iç kuşatma hattı üzerinde yer alıyor, derinleşen ekonomik-siyasal krizle birlikte bir “ateş almaya hazır çelişkiler yığını” haline geliyordu. Demokratik kitle örgütlerine, sendikalara ve ilerici öğretmen hareketine yönelik saldırılar; meydan katliamları, sıkıyönetim uygulamaları ve kitlesel gözaltılar bu stratejinin somut adımlarıydı.

Birlik ve Dayanışma’nın kuruluş dönemi işte bu tarihsel ve politik tablonun tam ortasında şekillendi.


“Ne Yapmalı?” Sorusu ve Eğitim Grubundan Hareketin Doğuşu

12 Mart’ın karanlığından çıkan bir grup öğretmen ve devrimci için hayat adeta yeniden başlıyordu. Mesleğini kaybetmiş, barınacak yeri bile olmayan, dağınık ve yönsüz bir kuşak için temel soru şuydu:

“Ne yapmalı?”

Bu soru, yalnızca siyasal bir tercih sorusu değildi; Türkiye’nin ve dünyanın içinden geçtiği sürecin doğru okunması gerekiyordu. Bu nedenle ilk adım bir grup kurup kadrolaşmak oldu.

Dar ama nitelikli bir ekip, yaklaşık iki yıl boyunca teorik ve politik eğitim çalışmaları yürüttü. Dünya devrim süreci, emperyalizmin yeni stratejisi, Türkiye’de sınıf mücadelesinin seyri, işçi sınıfının tarihsel misyonu ve demokratik kitle örgütlerinin rolü tartışıldı. Böylece gelecekte “Birlik ve Dayanışma” adını alacak çekirdek kadro oluşturuldu.

Bu eğitim süreci, hem yeni kadroların yetişme zemini oldu hem de örgütsüz dağınıklıktan çıkıp sınıf çizgisinde birleşmenin en sağlam yolu haline geldi.


TÖB-DER’de Grupların Belirmesi ve Yeni Bir Çizgi Arayışı

12 Mart sonrasında TÖB-DER başta olmak üzere demokratik kitle örgütlerinde farklı eğilimlerin grup halinde örgütlenmeye başladığı görülüyordu. Sosyalist, ulusalcı ve reformist çizgiler birbiriyle rekabet ediyor; şube kongreleri bu rekabetin arenasına dönüşüyordu.

Bu yapı bir yandan örgütsel hareketlilik yaratıyor, öte yandan kitle örgütlerini iç çatışmalarla zayıflatıyordu. İşçi sınıfının tarihsel hedefleri ile öğretmenlerin günlük demokratik talepleri arasında stratejik bir köprü kuran bir çizgi eksikti.

Eğitim grubundan çıkan kadrolar işte bu boşluğu gördüler ve TÖB-DER’e inerek önce ilerici listeleri desteklediler, ardından kendi çizgilerini geliştirdiler:

  • Öncü eylem değil yığınsal mücadele,
  • kişisel değil kolektif çıkar,
  • grupların rekabeti değil işçi sınıfına dayanma,
  • örgüt içi hizip değil demokratik birlik anlayışıyla…

Bu tartışmalar kısa sürede tabanda karşılığını buldu ve bağımsız bir grup kurmanın zamanı geldi.


“Birlik ve Dayanışma” Adının Anlamı

Grubun adı, bir gecede bulunan rastgele bir etiket değildi. Dünya işçi sınıfının Birinci Enternasyonal’den o güne uzanan tarihsel çağrısı; Türkiye’de sınıf sendikacılığının “birlik, dayanışma, mücadele” şiarı ve hareketin kendi örgütsel öznesi bu isimde birleşti.

Tabanın açık oylamasıyla grup “Birlik ve Dayanışma” adını aldı. Bu ad:

  • İşçi sınıfının enternasyonal çizgisinden sapmayan,
  • emekten yana taraflılığı açıkça savunan,
  • sendikaları bir partinin arka bahçesi değil, sınıf mücadelesinin bağımsız mevzileri olarak gören,
  • kişisel ve klikçi çıkarı değil kolektif gücü esas alan

bir devrimci yönelişin özünü ifade ediyordu.

Birlik ve Dayanışma kısa sürede yalnızca bir öğretmen grubu olmaktan çıktı; Türkiye’de emek, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin en kitlesel ve disiplinli damarlarından biri haline geldi.


Bugüne Uzanan Canlı Bir Miras

TÖB-DER’de elde edilen başarılar, şubelerin ülkenin dört bir yanına yayılması, sendikal alandaki etkiler ve teorik-siyasal üretim; hareketi geçmişte kalmış bir hikâye olmaktan çıkararak, bugün de sınıf mücadelesine ışık tutan bir birikim haline getirdi.

Bu sayfa, Birlik ve Dayanışma’nın bu tarihsel deneyimini, öğretmen hareketinin, işçi sınıfı mücadelesinin ve demokratik kitle örgütlerinin birikimiyle birlikte gelecek kuşaklara aktarmak için hazırlanmıştır.