Akın Öztürk – 02 Şubat 2026
Migros depo işçilerinin direnişini izlerken şunu açıkça görüyorum:
Bu yalnızca bir ücret talebi değil, emeğin sistemli biçimde değersizleştirilmesine karşı bir itiraz.
Migros patronu sessiz değil.
Kendi kontrolündeki sarı sendikalarla işçileri bölmeye çalışıyor.
Yetmediğinde, en meşru hak arama mücadelesinde emniyet güçleri patronun yanında, işçinin karşısında konumlanıyor.
Bu bana yabancı bir tablo değil.
Bu, sermaye ile devletin aynı çizgide durduğu tanıdık bir sınıf manzarası.
Depolarda işçiye reva görülen çalışma temposu,
besin değeri yetersiz yemekler,
bedeni tüketen vardiyalar
“idare et” denilerek normalleştiriliyor.
Zincir marketlerin ucuzluk hikâyesi,
Migros’ta, BİM’de, Şok’ta depolarda çalışan işçilerin hayatından çalınarak kuruluyor.
Migros depo işçileri bu düzene itiraz ettikleri için öne çıktılar.
Bugün bu mücadelenin lokomotifleri onlar.
Ama biliyorum ki bu koşullar yalnızca Migros’a özgü değil;
zincir market emekçilerinin ortak kaderi.
Bu yüzden ben,
Migros’tan alışveriş yapmıyorum.
Bunu bir erdem gösterisi olarak değil,
emeğin karşısında konumlanan bir düzene karşı
kendi küçük ama bilinçli tavrım olarak görüyorum.
Bu direniş kazanırsa,
sadece Migros depo işçileri değil,
başka depolarda, başka rafların arkasında çalışan insanlar da nefes alacak.
Ben tarafımı belli ediyorum.
Migros depo işçilerinin yanındayım.
Sende sessiz durma,
Bu sesi çoğaltmak, dayanışma çemberini büyütmek istersen, bu süreçte Migros’tan alışveriş yapmayarak bu direnişe kendi payınca güç katabileceğine inanıyorum.
Yorum bırakın