Gençliği Anlama Denemeleri – I
Akın Öztürk – 27 Şubat 2026
Bugünün gençliği gerçekten umutsuz mu?
Yoksa biz, kendi kayıplarımızın gölgesinden bakıp onları öyle mi görüyoruz?
Bu yazı gençliği eleştirmek için değil, anlamak için yazılıyor. Çünkü bir kuşağın ruh hâli, o kuşağın karakterinden çok, içinde büyüdüğü tarihsel iklimle ilgilidir.
Bu yazıda sözünü ettiğim gençlik, yaklaşık son yirmi–yirmi beş yıl içinde siyasal bilinç geliştiren kuşaktır. Sosyalist sistemin çözülüşünü tarih kitaplarından okuyan, neoliberal düzeni doğal bir zemin gibi karşılayan, uzun süreli siyasal istikrar görüntüsü içinde büyüyen bir kuşak.
Onlar için kriz istisna değil; süreklilik.
Ekonomik dalgalanmalar, işsizlik kaygısı, savaş görüntüleri, iklim felaketleri, siyasal gerilimler… Belirsizlik bir ara dönem değil; gündelik hayatın zemini. Bizim kuşak çelişkilerle büyüdü ama yarının bugünden farklı olabileceğine dair güçlü bir inanç vardı. Yanıldık, bedel ödedik, hatalar yaptık; ama değişimin mümkün olduğuna inanıyorduk.
Bugünün gençliği ise değişimi bir ihtimal olarak görüyor, ama güçlü bir imkan olarak değil.
Sosyalist sistem çöktüğünde bu kuşak daha doğmamıştı bile. Ardından gelen düzen kendini tek seçenek olarak sundu. Haklar daralırken, kamusal alan küçülürken, güvenceler zayıflarken büyüdüler. Türkiye’de ise doğdukları günden beri benzer bir siyasal iklim içinde yaşıyorlar. Çocukken aynı lider, gençken aynı lider.
Bu ilgisizlik değil.
Bu, değişimin mümkün olduğuna dair inancın yavaş yavaş çözülmesi.
Ekonomik olarak önlerindeki ufuk dar. Ev sahibi olmak uzak bir ihtimal. Uzun vadeli birikim yapmak zor. İş güvencesi belirsiz. Kazandığı hızla tüketime gidiyor. “Çalısırsan yükselirsin” anlatısı zayıfladığında, insan yükselmeyi değil ayakta kalmayı düşünür.
Gelecek bir vaat olmaktan çıkıp, hesaplanaamayan bir risk alanına dönüştüğünde cesaret azalır.
Bu tembellik değil.
Bu bir yapı meselesi.
Bugünün gençliğine kolayca umutsuz deniyor. Ama belki daha doğru soru şu: Onlar mı umutsuz, yoksa umut üretmeyen bir dönemin içinde mi büyüdüler?
Bu kuşak büyük sözlere mesafeli. Liderleri kutsallastırmıyor. Her şeyi sorguluyor. Bilgiye kolay ulaştığı için kendi doğrularını kurabiliyor. Bu bazen bireycilik gibi görünüyor ama belki de güvenli bir zemin bulamamanın sonucu.
İki kız babasıyım. Onlarla sohbet ederken, nee okuduklarını merak edip yeni dönem yazarların bir kısmını onların önerileriyle okudum. Önce kızlarımda, sonra çevremdeki gençlerde şunu fark ettim: Büyük iddialardan çok, sahici anlatılara yöneliyorlar. Hayatı yukarıdan tarif eden metinlere değil, içerden konuşan yazılara ilgi duyuyorlar. Bu mesafe umutsuzluktan değil; güven arayışından kaynaklanıyor olabilir.
Bu yüzden önce güven arıyorlar, sonra inanç.
Bir kuşağın ruh hâlini değiştirmek için önce yasadığı zemini değiştirmek gerekir. Gelecek daraldığında hayaller de daralır. Seçenekler görünmez olduğunda cesaret azalır.
O halde soruyu gençliğe değil, döneme sormalı:
Gelecek neden bu kadar daraldı?
Ve daralan yalnız hayaller mi?
Yorum bırakın