🌱2-Umutla Değil, Krizle Büyüyen Bir Kuşak

Gençliği Anlama Denemeleri – II

Akın Öztürk- 17 Mart 2026

Yapay Zekâ, Emek ve Geleceksizlik Hissi

Bugünün gençliği yalnız ekonomik krizle değil, aynı zamanda belirsizleşen bir emek rejimiyle büyüyor.

Bir zamanlar gelecek planı yapmak daha somuttu. Hangi mesleği seçersen hangi merdiveni tırmanabileceğini aşağı yukarı bilirdin. Şimdi ise gençlik için meslek dediğimiz şey bile kaygan bir zemine dönüştü. Üniversite bitirmek bir güvence değil. Yüksek lisans yapmak bile bir garanti sunmuyor. Öğrenilen bilgi birkaç yıl içinde değersizleşebiliyor.

Yapay zekâ ve otomasyon üretim süreçlerini hızla dönüştürüyor. Fabrikada çalışan işçi yerini robota kaptırma kaygısı yaşıyordu; şimdi masa başındaki genç de aynı soruyu soruyor:
“Benim yaptığım işi algoritma yapabilir mi?”

Bu soru yalnız teknik bir soru değil. Bu, geleceğin kişisel anlamına dair bir soru.

Bir genç kendine uzun vadeli bir yön çizemiyorsa, bunun nedeni yalnız motivasyon eksikliği değildir. Emek piyasası parçalı, esnek ve güvencesiz hale geldikçe, hayat planı da parçalanıyor. Sürekli değişen iş tanımları, proje bazlı çalışmalar, performans ölçümleri, görünmez algoritmik denetim… Bunlar gençliğin psikolojisinde sürekli tetikte olma hali yaratıyor.

Eskiden disiplin fabrikada hissedilirdi. Şimdi disiplin ekranda. Performans puanı, görünürlük, beğeni, takipçi sayısı, referans zinciri… Gençlik sadece çalışmıyor; aynı zamanda sürekli kendini kanıtlamak zorunda hissediyor.

Bu durum bir tür görünmez baskı üretiyor.
İşin bitse bile performans bitmiyor.

Belki de bu sürecin en az konuşulan sonucu şu: Gençlik yalnızca güvencesizleşmiyor, aynı zamanda yalnızlaştırılıyor. Sorunlar ortak ama çözümler bireyselmiş gibi sunuluyor. Bu yüzden birçok genç yaşadığı sıkışmayı kişisel bir eksiklik gibi hissediyor. Yeterince çalışamadığını, yeterince gelişemediğini, yeterince güçlü olmadığını düşünüyor. Oysa mesele çoğu zaman bireysel değil; içinde bulunulan düzenin kendisi.

Gelecek planı yapabilmek için istikrar gerekir. Oysa bugünün üretim düzeni istikrar değil, hız üretiyor. Hız ise düşünmeye değil, ayakta kalmaya yarar.

Gençliğin temkinli oluşu biraz da buradan geliyor. Uzun vadeli bağlar kurmak zor. İşe bağlanmak zor. Şehre bağlanmak zor. Ülkeye bağlanmak zor. Çünkü zemin sürekli kayıyor.

Yapay zekâ bir yandan işleri kolaylaştırıyor, verimliliği artırıyor. Ama aynı zamanda emeğin niteliğini dönüştürüyor. Zihinsel emek artık ayrıcalıklı değil. Beyaz yakalı güvencesi çözülüyor. Bu durum gençlikte görünmeyen bir rekabet duygusu yaratıyor. Herkes daha hızlı, daha üretken, daha güncel olmak zorunda.

Bu bir ilerleme hikâyesi mi, yoksa güvencesizliğin yeni biçimi mi?

Gençlik teknolojiye karşı değil. Tam tersine, teknolojiyle iç içe büyüdü. Ama teknolojinin kimin yararına işlediği sorusu giderek belirginleşiyor. Eğer üretim artıyor ama güvenceler azalıyorsa, burada bir çelişki var demektir.

Belki de gençliğin gelecek kaygısı yalnız ekonomik değil; yapısal. Üretimin hızlandığı ama istikrarın azaldığı bir dönemde büyüyorlar. Bu yüzden büyük sıçramalar değil, küçük güvenli adımlar arıyorlar.

Belki de asıl mesele cesaret eksikliği değil, birlikte hareket etme deneyiminin zayıflaması. Birlikte değiştirme ihtimali zayıfladığında, insan ister istemez kendi küçük alanını korumaya yöneliyor. Çünkü birlikte hayal kurma zemini daraldığında, gelecek de bireysel bir mücadele alanına dönüşüyor.

Bu kuşak çalışmaktan kaçmıyor. Ama çalışmanın karşılığının ne olacağını kestiremiyor.

Gelecek belirsiz olduğunda, umut soyutlaşır.

Belki de umut dediğimiz şey yalnızca bireysel bir duygu değildir. Bazen umut, birlikte kurulan bir zemindir. İnsan tek başına ayakta kalabilir ama geleceği çoğu zaman birlikte kurar.

O halde soru şu:

Teknolojik ilerleme gerçekten gençliğe alan mı açıyor,
yoksa yalnızca rekabeti mi derinleştiriyor?


Yorumlar

Yorum bırakın