Akın Öztürk 21 Mart 2026
(Veysi Sarısözen’in yazısı üzerine birkaç not)
Veysi Sarısözen’in son yazısı yalnız bir savaş değerlendirmesi olarak okunamaz. Yazı, Türkiye solunda uzun süredir devam eden daha derin bir yön değişiminin somut bir örneğini oluşturuyor.
Yazı emperyalist savaş riskini doğru tespit ediyor. ABD’nin bölgesel politikaları, Türkiye’nin bu sürece dahil edilme ihtimali, kriz koşullarında devletlerin baskıya açık hale gelmesi gerçek tespitlerdir.
Sorun burada değil.
Sorun, bu tespitlerden çıkarılan politik sonuçta.
Çünkü yazının vardığı yer sınıf siyasetinin güçlendirilmesi değil, düzen partileri arasında bir uzlaşma önerisi oluyor. TBMM’deki partilerin ortak hükümeti önerisi doğrudan bir sınıf uzlaşmasıdır.
Bu noktada mesele yalnız yanlış bir politik öneri değildir.
Mesele, savaş gibi sınıfsal çelişkilerin en çıplak biçimde ortaya çıktığı bir başlıkta bile çözümün sınıf mücadelesinde değil, düzen içi dengelerde aranmasıdır.
Bu bir kaymadır.
Sınıf çizgisinden uzaklaşma anlamına gelen bir kayma.
Çünkü savaş tartışması sınıf zemininde kurulduğunda tablo nettir:
Savaş kararlarını egemen sınıflar verir.
Savaşın bedelini emekçiler öder.
Krizin yükü emekçi sınıflara aktarılır.
Bu gerçek ortadayken çözümün düzen partilerinin birlik arayışında aranması sınıf siyasetinin geri çekilmesi anlamına gelir.
Yazıda dikkat çeken bir başka nokta da üretim ilişkilerinin tamamen tartışma dışı kalmasıdır. Kapitalist kriz dinamikleri ile savaş politikaları arasındaki bağ kurulmadığında analiz kaçınılmaz olarak jeopolitik yorum düzeyinde kalır.
Sınıf zemini ortadan kalkar.
Devlet merkezli bir okuma öne çıkar.
Ortaya çıkan sonuç şudur:
Savaş tehlikesi kabul ediliyor ama bu tehlikeyi üreten düzen sorgulanmıyor.
Bu noktada ortaya çıkan yaklaşım sınıf siyaseti değil, uzlaşma siyasetidir.
Bu nedenle tartışılması gereken şey yalnız bir yazının içeriği değildir.
Tartışılması gereken şey şudur:
Neden savaş gibi en sert tarihsel momentlerde bile sınıf perspektifi geri çekiliyor?
Neden çözüm arayışı düzen içi politik dengelere kayıyor?
Bu sorular yalnız bir yazıyı değil, daha geniş bir yönelim değişimini ilgilendiriyor.
Ve belki de asıl mesele burada düğümleniyor:
Sınıf çizgisi terk edildiğinde geriye sol söylem kalabilir.
Ama sınıf siyaseti kalmaz.
Yorum bırakın