🌱5-Umutla Değil, Krizle Büyüyen Bir Kuşak

Gençliği Anlama Denemeleri – V

Bir kuşağı anlamaya çalıştık. Krizle büyüdüğünü, güvencesizlik içinde şekillendiğini, doğa krizini omuzlarında hissettiğini, parçalı mücadeleler içinde yön aradığını ve çoğu zaman zorunlu bir yalnızlık yaşadığını gördük.

Şimdi soru şu: Bu zeminden umut çıkar mı?

Umut, psikolojik bir iyimserlik değildir. Umut, koşulların içindeki imkânı görebilme yeteneğidir. Eğer gençlik sorguluyorsa, liderleri kutsallaştırmıyorsa, bilgiye kolay ulaşıyorsa ve otoriteye mesafeyle yaklaşıyorsa burada gerçek bir potansiyel vardır.

Ama bu potansiyel kendiliğinden kolektif bir güce dönüşmez. Çünkü kapitalizm yalnızca ekonomik kriz üretmez; aynı zamanda insanları birbirinden kopararak örgütsüz bırakır. Bugünün gençliği çoğu zaman “daha iyi bir hayat” aramıyor yalnızca; hayatını sürdürebileceği bir zemin arıyor.

Bu kuşağın ihtiyacı büyük sloganlar değil, güven veren gerçek adımlardır. Yukarıdan belirlenen çizgiler değil, içinde söz sahibi olabileceği alanlar… Ancak bu alanların kalıcı hale gelmesi için parçalı itirazların ortak bir hedefte birleşmesi gerekir.

Yeni kolektif zemin, geçmişin katı merkezî yapıları gibi olmayacak. Ama tamamen dağınık da kalamaz. Çünkü dağınık öfke hızla tükenir. Dağınık itiraz, sistemin içinde emilip gider. Güven ile katılımın dengelendiği bir yapı olmadan parçalı mücadeleler bütünlüklü bir güce dönüşemez.

Gençliğin bireyselleşmesi bir son değil, yeni bir kolektif biçimin arayışı olabilir. Çünkü bu kuşak biat etmiyor. Sorguluyor. Ve soru soran bir kuşak, uygun zemini bulduğunda hızlı öğrenir.

Yapay zekâ ve teknolojik dönüşüm yalnız güvencesizlik üretmiyor; aynı zamanda yeni dayanışma biçimlerini de mümkün kılıyor. Dijital ağlar, yerel dayanışmalar, esnek örgütlenmeler… Sorun araçta değil, bu araçların hangi sınıfın çıkarına çalıştığındadır.

Doğa krizi ise gençliği ortak bir gerçeklikte buluşturuyor. Ekolojik yıkım herkesi etkiliyor gibi görünse de bedelini en çok yoksullar ve emekçiler ödüyor. Bu yüzden ekolojik mücadele yalnız bir “çevre meselesi” değildir; aynı zamanda sınıfsal bir meseledir. Parçalı mücadeleleri birleştirebilecek en güçlü ortak zeminlerden biri de budur.

Gençlik umutsuz değil. Güvensiz.
Aradığı şey heyecan değil; tutarlılık.

Bugün üretim artarken güvenceler azalıyor, teknoloji ilerlerken istikrar zayıflıyorsa burada bir çelişki var demektir. Bu çelişki yalnızca gençliğin “karakter problemi” değildir; kapitalizmin kendi iç mantığının ürettiği tarihsel bir sonuçtur. Sermaye büyürken emek güvencesizleşiyor, zenginlik artarken gelecek daralıyor.

İşte bu nedenle mesele yalnızca “gençliği anlamak” değil; bu düzenin sınırlarını görünür kılmaktır. Çünkü kriz yalnız daralma değildir; aynı zamanda bir kırılma noktasıdır. Bu kırılma, ya bireyi daha fazla yalnızlaştıracak ya da ortak çıkarları daha görünür hale getirerek kolektif bir aklın önünü açacaktır.

Belki de umut gençliğin psikolojisinde değil; düzenin kendi sınırlarında gizlidir.

Çünkü barınma krizi, düşük ücret, işsizlik, eğitimde eşitsizlik ve doğa yıkımı; bireysel sorunlar değildir. Bunlar aynı kaynaktan beslenir: sermayenin sınırsız birikim ihtiyacı. Bu yüzden çözüm de bireysel kurtuluş reçetelerinde değil, ortak taleplerde ve ortak mücadele zeminlerinde aranmalıdır.

Gençliğin önünde duran tarihsel soru şudur:

Bu kuşak yalnız kalmaya zorlanan bireylerden, ortak çıkarlarının bilincine varan kolektif bir güce dönüşebilecek mi?

Cevap hazır değil.
Ama şurası açık: bu düzen gençliğe gelecek sunmuyor.

Ve eğer gelecek bir hak olmaktan çıkmışsa, artık mesele “umut etmek” değil; geleceği birlikte kuracak bir mücadele hattı yaratmaktır.


Yorumlar

Yorum bırakın