🧭 Başka Bir Dünya Nasıl Kurulur?VI:

Yapay Zeka Çağında Emek ve Özgürlük

Akın Öztürk

İnsanlık tarihinin büyük bölümü, hayatta kalabilmek için durmaksızın çalışmakla geçti.

Tarım toplumlarında da sanayi toplumlarında da çalışmak yaşamın vazgeçilmez koşuluydu. Kapitalizmle birlikte çalışma yalnızca geçinmenin değil, sermayenin büyümesinin de temel aracına dönüştü.

Bugün ise insanlık tarihinde ilk kez farklı bir dönemin eşiğindeyiz.

Yapay zekâ, robotik sistemler, otomasyon ve dijital üretim birçok işi insanlardan daha hızlı yapabiliyor. Ağır, tehlikeli ve sürekli tekrarlanan işlerin önemli bir bölümü artık makineler tarafından gerçekleştirilebilir.

İlk bakışta bunun insanlara daha az çalışma, daha çok dinlenme ve daha özgür bir yaşam getirmesi beklenir.

Ama gerçekte çoğu zaman bunun tersi oluyor.

İnsanlar ya daha uzun saatler çalışıyor ya daha yoğun bir çalışma temposuna zorlanıyor ya da işini kaybetme korkusuyla yaşıyor. Teknoloji ilerliyor ama gelecek kaygısı azalmıyor.

Burada suçlu olan teknoloji değildir.

Asıl mesele, teknolojinin kimin elinde bulunduğu ve hangi amaçla kullanıldığıdır.

Kapitalizm açısından yapay zekâ çoğunlukla maliyetleri düşürmenin, çalışan sayısını azaltmanın ve kârı büyütmenin bir aracı olarak görülüyor. Bu nedenle aynı teknoloji bir emekçiye daha fazla boş zaman kazandırmak yerine onu işsiz bırakabiliyor. Çalışmaya devam edenlerden ise daha kısa sürede daha fazla iş yapmaları bekleniyor.

Teknoloji üretkenliği artırıyor ama ortaya çıkan kazanç toplumla paylaşılmıyor.

Şirket büyüyor, kâr artıyor, üretim hızlanıyor; fakat emekçinin çalışma süresi kısalmıyor. Payına çoğu zaman daha fazla denetim, daha yoğun bir tempo ve yarının ne getireceğini bilememenin huzursuzluğu düşüyor.

Oysa başka bir toplumsal düzende aynı teknoloji bambaşka sonuçlar doğurabilir.

Üretkenlik artıyorsa ve toplum aynı zenginliği daha az emekle üretebiliyorsa, bunun karşılığı kitlesel işsizlik olmamalıdır. Çalışma süresi kısalmalı, ücretler korunmalı ve ortaya çıkan zenginlik toplumla paylaşılmalıdır.

Sekiz saatlik çalışma süresi altı saate, oradan daha da aşağıya indirilebilir. Ağır, tehlikeli ve insanı tüketen işler makinelere bırakılabilir.

Fakat bunlar teknolojinin kendiliğinden sunacağı armağanlar değildir.

Yapay zekânın olanaklarının kimler için kullanılacağını toplumsal mücadele belirleyecektir. Emekçiler teknoloji üzerinde söz ve karar sahibi olmadıkça, üretkenlikteki artışın özgürlüğe dönüşmesi kolay değildir.

Bu nedenle mesele yalnızca daha gelişmiş makineler üretmek değildir. Teknolojinin mülkiyeti, denetimi ve sağladığı kazancın nasıl paylaşılacağı da tartışılmalıdır.

İnsanlığın yüzyıllardır hayalini kurduğu özgür zaman, bugün teknik olarak mümkün hâle geliyor.

Özgür zaman tembellik değildir.

İnsanın kendisine, sevdiklerine ve topluma ayırabildiği zamandır. Sanatla, bilimle, sporla ve kültürle ilgilenmek; çocuklarla zaman geçirmek, yaşlıların bakımını paylaşmak, doğayla daha sağlıklı bir ilişki kurmak ve toplumsal dayanışmaya katılmak yaşamın gerçek zenginliğini oluşturur.

Elbette çocukların, yaşlıların ve hastaların bakımı da emektir. Bugün bu görünmeyen emeğin büyük bölümü kadınların omuzlarına bırakılıyor. Başka bir dünya, bakım sorumluluğunu yine kadınlara yükleyen değil, onu kadınlar ve erkekler arasında eşit biçimde paylaşan ve toplumsal olarak destekleyen bir dünya olmalıdır.

Asıl soru şudur:

Yapay zekâ ve otomasyon, birkaç şirketin kârını daha da büyütmek için mi kullanılacak?

Yoksa bütün toplumun daha az çalışması, daha güvenceli yaşaması ve kendisine daha fazla zaman ayırabilmesi için mi?

Başka bir dünya yalnızca daha gelişmiş makinelerin bulunduğu bir dünya değildir.

İnsanların zamanını geri kazandığı bir dünyadır.

Çalışmanın yaşamı tüketmediği, teknolojinin insanı değersizleştirmediği, üretimin özgürlüğü büyüttüğü bir dünya…

Belki de 21. yüzyılın en önemli toplumsal mücadelelerinden biri, teknoloji üzerindeki bu söz hakkı için verilecektir.

Çünkü gerçek zenginlik yalnızca üretilen malların miktarıyla ölçülemez.

Gerçek zenginlik, insanların ne kadar özgür yaşayabildiğiyle ölçülür.

Bir sonraki yazıda, başka bir dünyanın yalnızca yeni kurumlarla değil; dayanışma, eşitlik ve ortak sorumluluk duygusuyla nasıl kurulabileceğini konuşacağız.