♻️Yeniden Kuruluş – IV:

Sınıf Var, Peki Neden Harekete Geçemiyor?

Akın Öztürk – 26 Temmuz 2026

Kapitalizmin en büyük başarısı yalnızca daha fazla üretmek değildir. Belki de asıl başarısı, üretirken emekçileri birbirinden ayırabilmesidir.

Bir zamanlar büyük fabrikalarda binlerce işçi aynı çatı altında çalışıyordu. Aynı makinelerin sesini duyuyor, aynı vardiyalara giriyor, aynı patronla karşı karşıya geliyor, benzer sorunları yaşıyorlardı. Aynı ortamı paylaşmak, zaman içinde ortak bir bilinç ve dayanışma duygusu da yaratıyordu.

Bugün ise üretim bambaşka bir biçimde örgütleniyor.

Bir yazılım mühendisi evinden çalışıyor.

Bir kurye gününü sokaklarda geçiriyor.

Bir çağrı merkezi çalışanı bütün mesaisini bilgisayar ekranının başında tamamlıyor.

Bir depo işçisi, algoritmaların belirlediği saniyeler içinde ürün topluyor.

Bir veri etiketleyicisi ise dünyanın başka bir köşesindeki yapay zeka sistemlerini fark edilmeden eğitiyor.

Yaptıkları işler farklı görünüyor. Çalışma ortamları farklı. Birbirlerini hiç tanımıyorlar. Ama aslında aynı düzenin içinde çalışıyor, aynı sermaye için değer üretiyorlar.

İşte kapitalizmin bugün kurduğu düzen tam da burada ortaya çıkıyor. Emek yalnızca parçalanmıyor; emekçilerin birbirleriyle kurabilecekleri bağlar da zayıflıyor. Aynı sınıfın insanları oldukları halde çoğu zaman birbirlerinin varlığından bile habersiz yaşıyorlar.

Bence bugün sosyalist hareketin önündeki en önemli sorunlardan biri de budur.

Sorun yalnızca örgüt eksikliği değildir.

Sorun, örgütlenmenin dayandığı zeminin değişmiş olmasıdır.

Uzun yıllar sendikalar da siyasal örgütler de aynı işyerinde çalışan, aynı üretim sürecini paylaşan işçilere dayanıyordu. Oysa bugün aynı şirket için çalışan insanlar farklı şehirlerde, farklı ülkelerde, hatta farklı kıtalarda yaşıyor. Aynı üretim zincirinin halkaları olsalar bile birbirlerini tanımıyorlar.

Bu tabloya bakıp umutsuzluğa kapılanlar da var.

“Artık örgütlenmek mümkün değil.” diyenler de var.

Peki gerçekten öyle mi?

Bence değil.

Çünkü sermaye üretimi değiştirdiyse, sınıf mücadelesi de kendine yeni yollar bulacaktır.

Tarih boyunca hiçbir üretim biçimi kendi karşıtını ortadan kaldıramadı. Kapitalizm de işçi sınıfını yok etmedi. Onu değiştirdi, dönüştürdü, başka biçimlerde yeniden üretti.

Bu nedenle sınıf mücadelesi de ortadan kalkmıyor. O da yeni yollar, yeni araçlar ve yeni örgütlenme biçimleri arıyor.

Geçmişin deneyimlerini bir kenara atmak doğru olmaz. Ama onları hiç değişmeyecek modeller gibi görmek de doğru değildir. Çünkü üretim değişiyorsa, mücadele de değişmek zorundadır.

Lenin’in parti anlayışı da kendi döneminin Rusya’sına verilmiş yaratıcı bir yanıttı. Bugün bize düşen, o dönemin biçimlerini tekrarlamak değil; aynı yaratıcı yaklaşımı bugünün koşullarında yeniden üretebilmektir.

Dijital kapitalizmin ortaya çıkardığı yeni emek alanlarını, yeni iletişim imkanlarını ve yeni mücadele olanaklarını doğru okuyabilirsek, yeniden kuruluşun kapısını da aralayabiliriz.

Bu nedenle yeniden kuruluş yalnızca yeni sloganlar üretmek değildir.

Asıl mesele, bugünün emek dünyasını doğru anlayan yeni bir siyasal yönelim geliştirebilmektir.

Bugünün işçi sınıfı belki geçmişe göre daha kalabalık. Ama aynı zamanda daha parçalı, daha güvencesiz ve birbirinden daha kopuk.

Bu durum mücadeleyi kolaylaştırmıyor.

Ama imkansız da kılmıyor.

Belki de tam tersine, bizi daha fazla düşünmeye, daha yaratıcı yollar bulmaya zorluyor.

Şimdi önümüzde duran soru daha açık:

Bu kadar parçalanmış görünen emek dünyası, ortak bir siyasal iradeye nasıl dönüşebilir?

Bir sonraki yazıda birlikte bu sorunun yanıtını arayacağız. Çünkü yeniden kuruluşun gerçek anahtarı, yalnızca sınıfın var olduğunu göstermek değil; o sınıfın ortak bilincini, ortak yönünü ve ortak mücadelesini yeniden kurabilmektir.