🧭 Başka Bir Dünya Nasıl Kurulur?IV:

Mülkiyet Neyin Üzerinde Kurulacak?

Akın Öztürk – Ağustos 2026

Bir toplumun nasıl yaşadığını anlamak için yalnızca ne ürettiğine bakmak yetmez. Üretilenlerin kime ait olduğuna, kararları kimin verdiğine ve ortaya çıkan zenginliğin nasıl paylaşıldığına da bakmak gerekir.

Kim üretiyor?

Kim karar veriyor?

Kim sahip oluyor?

Ve üretilen zenginlikten kimler yararlanıyor?

Aslında bir toplumun karakterini büyük ölçüde bu sorulara verilen yanıtlar belirliyor.

Kapitalizm, özel mülkiyeti ekonomik yaşamın temeline yerleştirir. Ancak burada sıkça birbirine karıştırılan iki farklı mülkiyet biçimini ayırmamız gerekiyor.

İnsanların oturduğu ev, kullandığı otomobil, edindiği kişisel eşyalar ile üretim araçlarının mülkiyeti aynı şey değildir. Başka bir dünya arayışı, insanların evine, eşyasına ya da kişisel yaşamına müdahale etmek anlamına gelmez.

Asıl tartışmamız gereken, toplumun ortak yaşamını ve geleceğini belirleyen büyük üretim araçlarının kimin elinde olduğudur.

Fabrikalar, enerji kaynakları, madenler, iletişim ağları, finans sistemi ve bugün giderek daha fazla önem kazanan veri altyapıları kimlerin denetiminde olacak?

Bu alanlar yalnızca ekonomik faaliyet yürütülen yerler değildir. Aynı zamanda büyük toplumsal ve siyasal güç merkezleridir.

Bugün birkaç küresel şirket, milyarlarca insanın kullandığı iletişim ağlarını kontrol ediyor. Verilerimizi topluyor, davranışlarımızı analiz ediyor, tüketim tercihlerimizi yönlendiriyor ve yapay zeka sistemlerini bizim ürettiğimiz verilerle geliştiriyor.

Bir başka deyişle, hepimizin katkısıyla oluşan devasa bir bilgi birikimi, birkaç şirketin özel mülkiyetine ve kâr kaynağına dönüşüyor.

Böylece bu şirketler yalnızca ekonomik güç elde etmiyor; neyi göreceğimizden neyi satın alacağımıza, hangi haberlerin önümüze çıkacağından toplumsal tartışmaların nasıl şekilleneceğine kadar hayatımızın birçok alanında etkili oluyor.

Bu nedenle 21. yüzyılda mülkiyet tartışmasını yalnızca fabrikalar üzerinden yürütemeyiz.

Veri de bir güçtür.

Algoritmalar da bir güçtür.

Dijital altyapılar da bir güçtür.

Öyleyse şu soruyu birlikte düşünmemiz gerekiyor:

Milyarlarca insanın katkısıyla oluşan veriler ve bilgi birikimi neden yalnızca birkaç şirketin mülkü olsun?

Başka bir dünya kurmak, insanların kişisel yaşamlarına müdahale etmek değil; toplumun ortak geleceğini belirleyen stratejik alanları toplumun ortak denetimine açmak demektir.

Çünkü birkaç şirketin kâr hedefleriyle toplumun ortak çıkarları her zaman aynı yönde ilerlemiyor. Hatta çoğu zaman karşı karşıya geliyor.

İklim krizi bunun en açık örneklerinden biridir.

Sağlık hizmetleri de böyledir.

Eğitim de…

Enerji politikaları da…

Bu alanlarda alınan kararlar milyonlarca insanın yaşamını etkiliyor. Dolayısıyla yalnızca piyasanın ve şirketlerin kâr hesaplarının insafına bırakılamaz.

Peki çözüm, bütün bu alanların yalnızca devlet mülkiyetine geçirilmesi midir?

Geçmiş yüzyılın deneyimleri bize bunun tek başına yeterli olmadığını gösterdi. Bir işletmenin ya da kurumun adının başına “kamu” sözcüğünü eklemek, onu kendiliğinden toplumun gerçek anlamda söz sahibi olduğu bir yapıya dönüştürmüyor.

Mülkiyet toplumsallaşırken kararların da demokratikleşmesi gerekir. Çalışanların, tüketicilerin ve o kararların sonuçlarından etkilenen yurttaşların yönetim süreçlerine gerçek anlamda katılmadığı bir yapı, zamanla yeni bir bürokratik güç odağına dönüşebilir.

Bu nedenle geçmiş yüzyılın modellerini aynen tekrarlamak yerine, o deneyimlerin başarılarından da yanlışlarından da öğrenmek zorundayız.

Bugünün üretici güçlerine, dijital teknolojilerine ve toplumsal ihtiyaçlarına uygun yeni mülkiyet ve yönetim biçimleri geliştirmeliyiz. Kamusal mülkiyet, kooperatifler, yerel yönetimler, çalışanların yönetime katılması ve toplumun demokratik denetimi birlikte düşünülebilir.

Hazır ve her yere uygulanabilecek tek bir formülümüz olmayabilir. Ama nereden başlayacağımızı biliyoruz:

Toplumun ortak emeğiyle yaratılan zenginlik, birkaç kişinin elinde toplanmamalı; toplumun ortak ihtiyaçları için kullanılmalıdır.

Çünkü mülkiyet yalnızca hukuki bir belge ya da tapu meselesi değildir. Kimin karar vereceğini, kimin güçlü olacağını ve toplumun nasıl yaşayacağını belirleyen temel ilişkilerden biridir.

Bir sonraki yazıda tartışmayı demokrasi üzerinden sürdüreceğiz.

Çünkü başka bir dünya yalnızca mülkiyet ilişkilerini değiştirmekle kurulamaz. İnsanların kendilerini ilgilendiren kararlara gerçek anlamda katılabildiği yeni bir demokrasi anlayışına da ihtiyaç vardır.