Gelecek Hazır Gelmeyecek; İnsanlık Onu Yeniden Kuracak
Akın Öztürk
Bu yazı dizisi boyunca tek bir sorunun peşinden gittik.
Kapitalizm böylesine büyük krizler üretirken, neden sosyalist hareket aynı ölçüde güçlenemiyor?
Bu soruya kolay yanıtlar vermekten özellikle kaçındık.
Çünkü tarih, tek nedenli açıklamaları sevmez.
Sosyalist hareketin yaşadığı sorunların bir bölümü kuşkusuz örgütseldir.
Bir bölümü siyasal koşullardan kaynaklanmaktadır.
Ancak bütün bunların arkasında daha derin bir sorun bulunmaktadır.
Gerçekliğin değişim hızına karşı teorinin aynı hızla kendisini yenileyememesi.
Kapitalizm son yarım yüzyılda yalnızca yeni teknolojiler üretmedi.
Yeni üretim ilişkileri kurdu.
Yeni denetim biçimleri geliştirdi.
Yeni emek süreçleri yarattı.
Yeni tekeller oluşturdu.
Yeni bağımlılık ilişkileri kurdu.
Ama aynı zamanda yeni çelişkiler de yarattı.
İşte bu nedenle bugün insanlık yalnızca kapitalizmin krizini yaşamıyor.
Aynı zamanda yeni bir tarihsel dönemin sancılarını yaşıyor.
Yapay zeka bunun en görünür örneklerinden biridir.
Bugün aynı teknoloji, bir yandan milyonlarca insanın çalışma yaşamını daha ağır denetim altına alırken, diğer yandan insanlığı zorunlu emekten kurtarabilecek üretici güçlerin de geliştiğini gösteriyor.
Sorun teknoloji değildir.
Sorun, teknolojinin hangi sınıfın çıkarları doğrultusunda kullanıldığıdır.
Marx’ın dehası da tam burada yatıyordu.
O, makinelere bakarken yalnızca makinelere bakmıyordu.
Toplumsal ilişkilere bakıyordu.
Bugün de aynı yönteme ihtiyacımız var.
Çünkü hiçbir algoritma kendi başına sömürmez.
Hiçbir robot kendi başına egemenlik kurmaz.
Hiçbir yapay zeka sistemi kendi başına sermaye değildir.
Onları sermayenin bir parçasına dönüştüren, üretim araçları üzerindeki mülkiyet ilişkileridir.
Bu nedenle sosyalizmin geleceği de teknolojiyi reddetmekte değildir.
Tersine…
İnsanlığın ortaklaşa yarattığı bilgi birikimini, üretici güçleri ve teknolojiyi özel mülkiyetin dar sınırlarından kurtarabilmektedir.
Belki de bugün sosyalizmi yeniden düşünmenin en doğru yolu budur.
Sosyalizm yalnızca bölüşüm meselesi değildir.
Yalnızca devlet meselesi de değildir.
Sosyalizm, insanlığın kendi yarattığı üretici güçler üzerindeki demokratik ve toplumsal denetimini yeniden kurma mücadelesidir.
İşte bu nedenle yeniden kuruluş dediğimiz şey, yalnızca sosyalist hareketin yeniden örgütlenmesi değildir.
Aynı zamanda Marksist düşüncenin yeniden üretimidir.
Burada yeniden üretimden kastımız, geçmişi reddetmek değildir.
Tam tersine…
Marx’ın yöntemini, Engels’in diyalektiğini, Lenin’in somut durumun somut tahlili anlayışını, bugünün dünyasında yeniden ve yaratıcı biçimde uygulayabilmektir.
Çünkü sadakat, kelimeleri tekrar etmek değildir.
Sadakat, yöntemi yaşatmaktır.
Önümüzde duran görev kolay değildir.
Çünkü sermaye yalnızca ekonomiyi değil, gündelik yaşamı, iletişimi, kültürü ve hatta düşünme biçimlerimizi de yeniden şekillendiriyor.
Buna karşı verilecek mücadele de yalnızca fabrikalarda değil; veri merkezlerinde, üniversitelerde, lojistik ağlarında, dijital platformlarda, laboratuvarlarda, hastanelerde, okullarda ve yaşamın bütün alanlarında yürütülecektir.
İşçi sınıfı artık tek bir fabrikanın duvarları arasına sığmıyor.
Ama tam da bu nedenle, hiç olmadığı kadar toplumsal bir sınıf haline geliyor.
Onun ortak çıkarlarını görünür kılacak olan ise kendiliğinden süreçler değil; bilinçli siyasal mücadeledir.
Yeniden kuruluş, geçmişi tekrar etmek değildir.
Yeniden kuruluş, geleceği bugünün maddi gerçekliği üzerinde inşa etmektir.
Bu nedenle asıl soru artık “Marx bugün yaşasaydı ne söylerdi?” değildir.
Asıl soru şudur:
Bugün yaşayan Marksistler, Marx’ın yöntemini kullanarak kendi çağlarının kapitalizmini çözümleyebiliyorlar mı?
Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca Marksizmin geleceğini değil, insanlığın geleceğini de belirleyecektir.
Çünkü gelecek, kendiliğinden gelmeyecek.
İnsanlık onu kendi elleriyle yeniden kuracaktır.
Yorum bırakın