🧭 Başka Bir Dünya Nasıl Kurulur?VII:

Başka Bir Dünyayı Kim Kuracak?

Akın Öztürk – Eylül 2026

Her büyük toplumsal değişimin arkasında insanlar vardı.

Hiçbir düzen kendiliğinden değişmedi. Hiçbir egemen sınıf, sahip olduğu ayrıcalıklardan kendi isteğiyle vazgeçmedi.

Toplumlar, değişime ihtiyaç duyan insanların ortak mücadelesiyle dönüştü.

Bugün de durum farklı değil.

Daha adil, daha özgür ve daha demokratik bir dünya yalnızca iyi niyetli dileklerle kurulamaz. Onu kuracak olan yine insanlardır.

Peki kimler?

Bu soruya geçmişin kalıplarıyla cevap vermek artık yeterli değil.

  1. yüzyılın büyük fabrikaları ortadan kalkmadı. Ancak onların yanında parçalanmış, farklı işyerlerine ve hatta evlerin içine kadar yayılmış yeni bir üretim dünyası oluştu.

İşyerleri değişti.

Yeni meslekler ortaya çıktı.

Uzaktan ve güvencesiz çalışma yaygınlaştı.

Dijital platformlar ve yapay zekâ, üretim süreçlerini ve çalışma biçimlerini değiştirmeye başladı.

Ancak değişmeyen temel bir gerçek var:

Toplumu ayakta tutan bütün zenginlik hâlâ emek sayesinde üretiliyor.

Bugün bir yazılım mühendisi, depo işçisi, kurye, hemşire, öğretmen, çağrı merkezi çalışanı, teknisyen, veri etiketleyicisi, fabrika işçisi ya da tarım emekçisi…

Yaptıkları işler birbirinden farklı görünse de hepsi yaşamı sürdüren büyük toplumsal emeğin parçalarıdır.

Onları ortaklaştıran, aynı işi yapmaları değildir. Üretim araçları üzerinde söz ve karar sahibi olmamaları, yaşamlarını sürdürebilmek için emek güçlerini satmak zorunda kalmalarıdır.

Kimi fabrikada makinenin başında, kimi motosiklet üzerinde, kimi hastanede, kimi bilgisayar ekranının karşısında çalışıyor. Çalışma ortamları ve koşulları farklı olsa da ortaya çıkan zenginlik üzerindeki payları ve söz hakları son derece sınırlı.

Bu nedenle değişimin toplumsal gücü daralmıyor. Tam tersine, toplumsal emek büyüyüp çeşitlendikçe bu güç de genişliyor.

Elbette bütün bu insanların aynı anda ve aynı bilinçle hareket edeceğini düşünmek gerçekçi olmaz.

Çünkü toplumsal bilinç kendiliğinden oluşmaz.

Ortak deneyimler, mücadeleler, dayanışma, örgütlenme ve fikirler, insanların dünyayı değiştirme iradesini güçlendirir. Birbirinden kopuk görünen sorunların ortak kaynağını fark etmelerini sağlar.

Bir kurye ile bir öğretmenin, bir fabrika işçisi ile bir yazılım çalışanının yaşadığı sorunlar ilk bakışta birbirinden farklı görünebilir. Ancak güvencesizlik, uzun çalışma süreleri, gelecek kaygısı ve kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olamama duygusu onları birbirine yaklaştırır.

Mesele, bu ortaklığı görünür hale getirebilmektir.

Bu nedenle başka bir dünya, yalnızca ekonomik koşulların kendiliğinden olgunlaşmasıyla ortaya çıkmayacaktır. Onu kuracak olan, yaşadığı dünyanın değiştirilebilir olduğuna inanan ve bunun için yan yana gelmeyi başaran insanların ortak çabasıdır.

Tarih boyunca birçok şey değişmez sanıldı.

Kölelik doğal kabul edildi.

Feodal düzenin sonsuza kadar süreceği düşünüldü.

Mutlak monarşilerin gücü sorgulanamaz görüldü.

Kadınların oy hakkı yoktu.

Sekiz saatlik iş günü yoktu.

Sendikalar yasaktı.

Bugün bize çok doğal gelen hakların hiçbiri kendiliğinden kazanılmadı. Hepsinin arkasında bedel ödeyen, mücadele eden ve dayanışmayı büyüten insanlar vardı.

Geleceği bugünden farklı kılacak olan da yalnızca teknolojik gelişmeler değildir.

Asıl belirleyici olan, insanların ortak iradesi ve bu iradeyi toplumsal bir güce dönüştürecek örgütlenmelerdir.

Başka bir dünya kurulacaksa onu birkaç kahraman, kurtarıcı ya da seçkin bir azınlık kurmayacaktır.

Onu, kendi hayatları ve gelecekleri üzerinde söz sahibi olmak isteyen milyonlarca insan birlikte kuracaktır.

Ancak burada karşımıza başka bir soru çıkıyor:

Rekabetin, bireyciliğin ve bencilliğin kuşatması altındaki insanlar ortak bir gelecek için değişebilir mi?

Bir sonraki yazıda bu soruyu tartışacağız:

İnsan değişebilir mi?