Kapitalizm İnsanlığın Son Durağı mı?
Akın Öztürk – 17 Ağustos2026
Kapitalizm kendisini uzun yıllar boyunca insanlığın ulaşabileceği en ileri toplumsal düzen olarak sundu.
Sovyetler Birliği’nin çözülmesinin ardından bu iddia daha da güç kazandı.
“Artık kapitalizmin alternatifi yok.”
“Tarihin sonuna gelindi.”
“Piyasa ekonomisi insanlığın ulaşabileceği en iyi sistem.”
Bu düşünceler yalnızca siyasetçilerin değil, akademisyenlerin, medyanın ve uluslararası kuruluşların da ortak söylemi haline geldi.
Aradan otuz yılı aşkın bir zaman geçti.
Bugün dönüp baktığımızda şu soruyu sormak gerekiyor:
Gerçekten tarihin sonuna mı geldik?
Kapitalizm insanlığın bütün sorunlarını çözebildi mi?
Yoksulluk ortadan kalktı mı?
Savaşlar sona erdi mi?
Gelir eşitsizliği azaldı mı?
İnsanlar daha güvende mi?
Doğayla uyumlu bir üretim düzeni kurulabildi mi?
Bu soruların hiçbirine gönül rahatlığıyla “evet” diyemiyoruz.
Üstelik sorunlar yalnızca sürmüyor; her geçen gün daha karmaşık hale geliyor.
Bir ekonomik kriz yaşanıyor.
Ardından enflasyon geliyor.
Sonra borç krizi.
Sonra enerji krizi.
Sonra gıda krizi.
Arkasından savaşlar…
Bütün bunlar birbirinden kopuk gelişmeler değil. Kapitalizmin bugünkü işleyişi içinde birbirini besleyen krizlerin parçalarıdır.
Oysa insanlık aynı dönemde büyük ilerlemeler kaydetti.
Bilim gelişti.
Üretim arttı.
Yapay zeka, robotik sistemler ve dijital teknolojiler yeni olanaklar yarattı.
Bugün insanlık, geçmiş kuşakların hayal bile edemeyeceği teknik imkanlara sahip.
Ama bu imkanlar bütün insanlığın ortak yararı için kullanılmıyor.
Çünkü kapitalist üretimin amacı öncelikle insanların ihtiyaçlarını karşılamak değil, kârı büyütmektir.
Kârın öncelik haline geldiği bir düzende teknoloji de, bilim de, üretim de bu amaca göre şekillenir.
Sorun teknolojide değildir.
Sorun, teknolojinin hangi toplumsal ilişkiler içinde ve kimin yararına kullanıldığıdır.
Yapay zeka bunun en güncel örneğidir.
Bir yandan hastalıkların erken teşhisinde kullanılıyor.
Üretimi kolaylaştırıyor.
Bilimsel araştırmaları hızlandırıyor.
Öte yandan milyonlarca emekçinin işini daha güvencesiz hale getirebiliyor, çalışma yaşamını daha sıkı denetlemenin aracına dönüşebiliyor ve yeni eşitsizlikler yaratabiliyor.
Demek ki aynı teknoloji, farklı toplumsal ilişkiler içinde farklı sonuçlar üretebilir.
Bu nedenle tartışmamız gereken yalnızca teknolojinin kendisi değil, onu yönlendiren toplumsal düzendir.
Kapitalizm tarih boyunca büyük üretici güçler geliştirdi.
Bunu görmezden gelmek, gerçekliği reddetmek olur.
Ancak aynı kapitalizm, bugün geliştirdiği üretici güçlerin önünde giderek daha büyük bir engele de dönüşüyor.
Çünkü toplumun ortak emeğiyle yaratılan üretim kapasitesi ile bu üretimin sonuçları üzerindeki özel mülkiyet arasındaki çelişki giderek büyüyor.
İnsanlığın önündeki temel soru da burada ortaya çıkıyor:
Sorun kapitalizmi biraz daha düzeltmek mi?
Yoksa insanlığın sahip olduğu bilgi birikimine, teknolojiye ve üretim kapasitesine uygun yeni bir toplumsal düzen kurmak mı?
Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca nasıl bölüşeceğimizi değil, nasıl üreteceğimizi ve üretim üzerinde kimin söz sahibi olacağını da tartışmayı gerektiriyor.
Bir sonraki yazıda bu soruyu üretim ve mülkiyet ilişkileri üzerinden ele alacağız.
Çünkü nasıl bir dünya kuracağımız sorusu, önce şu soruyla başlar:
Ne üretiyoruz, nasıl üretiyoruz ve kimin için üretiyoruz?
Yorum bırakın